Akdeniz güneşinin portakal bahçelerini ve eski taş evleri ısıttığı, Güney İtalya’nın küçük bir sahil kasabasında günbatımı vaktiydi.
Camilla, Positano’nun dar ve dik merdivenlerinden aşağı yürürken rüzgar, ince keten elbisesinin eteklerini hafifçe havalandırıyordu. Teninde, gün boyu güneşin altında kalmış deniz tuzunun ve taze fesleğen kokusunun hissi vardı. Kasabanın sessiz bir sokağında, ahşap panjurları aralık duran küçük bir restorana yöneldi.İçeride, loş ışıklar altında masaları düzenleyen Marco vardı. Marco, kolları sıvanmış beyaz gömleği ve esmer teniyle Akdeniz'in tüm sıcaklığını üzerinde taşıyordu. Camilla kapıda belirdiğinde Marco bakışlarını kaldırdı. Aralarındaki çekim, sözlere ihtiyaç duymayacak kadar açık ve yoğundu.
"Geciktin," dedi Marco, sesi fısıltı kadar yumuşak ama bir o kadar davetkardı.