G-892JKVGF0C

GÜZEL GİYİN VE GÖLÜN KENARINDA

ŞİRKET MÜDÜRÜ BENİ HERKESİN ÖNÜNDE KOVDU. İKİ SAAT SONRA ARAYIP, “GÜZEL GİYİN VE GÖLÜN KENARINDA BENİMLE BULUŞ. KİMSEYE BULUŞACAĞIMIZI SÖYLEME,” DEDİ. YANINA GİTTİĞİMDE BENİMLE FOTOĞRAF ÇEKTİRMEK İSTEDİ… ERTESİ SABAH İSE O FOTOĞRAF, ODASININ KAPISINA ASILMIŞTI.
Şirket müdürümüz Suat Bey, herkesin ortasında,
“Melda, eşyalarını topla. Bugünden itibaren burada çalışmıyorsun,”
dediğinde birkaç saniye olduğum yerde öylece kaldım.
Ofis bir anda o kadar sessizleşti ki yan masadaki bilgisayarın klavye sesini bile duyabiliyordum.
“Ben… nedenini öğrenebilir miyim?” diyebildim sonunda.
Suat Bey yüzüme bile bakmadı.
Yetmiş sekiz yaşındaydı. Sert, mesafeli ve özel hayatı konusunda son derece ketum bir adamdı. Ben daha okula başlamadan yıllar önce bile o şirkette çalışıyordu.
“Nedenini daha sonra anlayacaksın,” dedi. “Şimdilik git.”
Bu sözler, bana başarısız bir çalışan olduğumu söylemesinden bile daha fazla canımı acıttı.
Herkes bana bakıyordu.
Bölüm sorumlum Ertan başını öne eğmişti.
Yıllardır benim pozisyonuma geçmeye çalışan Sevda ise yüzündeki memnuniyeti saklamaya bile çalışmıyordu.
Çantamı, not defterlerimi ve masamın üzerindeki küçük çerçeveli fotoğrafı topladım, ardından binadan çıktım.
Asansörün kapıları kapanır kapanmaz gözyaşlarımı tutamadım.
Yaklaşık beş yıldır o şirkette çalışıyordum.
Son iki yıldır neredeyse her hafta mesaiye kalmıştım. Şirket maddi sıkıntılar yaşarken izin günlerimi bile doğru düzgün kullanmamıştım.
Şimdi ise hiçbir açıklama yapılmadan kapının önüne konulmuştum.
Eve geldikten yaklaşık iki saat sonra telefonum çaldı.
Ekranda şu isim yazıyordu:
Suat Bey.
Bir an telefonu açmamayı düşündüm.
Ama sonunda cevap verdim.
“Melda.”
Sesi bu kez farklı geliyordu.
Daha sakin ve yumuşaktı.
“Efendim?”
“Bu akşam saat yedide Sapanca Gölü’nün doğu tarafındaki iskeleye gel.”
Donup kaldım.
“Neden?”
Birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra,
“Güzel giyin. Bir de kimseye benimle buluşacağını söyleme,”
dedi.
Telefonu kulağımdan çekip ekrana baktım.
“Suat Bey… hiçbir şey anlamıyorum.”
“Biliyorum. Birkaç saat daha bana güven.”
Ardından telefonu kapattı.
O anda aklımdan türlü türlü kötü ihtimal geçti.
Beni herkesin önünde kovmuştu ama birkaç saat sonra neden gizlice görüşmek istiyordu?
Neden göl kenarında?
Neden mesai saatlerinden sonra?
Ve en tuhafı…
Neden güzel giyinmem gerekiyordu?
Gitmemeye neredeyse karar vermiştim.
Ama sonra telefonda söylediği son cümle aklıma geldi.
“Birkaç saat daha bana güven.”
Saat yediye doğru göl kenarına ulaştım.
Suat Bey benden önce gelmişti.
Üzerinde kırmızı bir polo tişört ve açık renkli bir pantolon vardı. Her gün şirkette gördüğüm o sert ve ciddi müdüre hiç benzemiyordu.
“Geldin,” dedi.
“Evet. Artık bana neler olduğunu anlatacak mısınız?”
Etrafına dikkatlice baktı.
“Önce bir şey yapmamız gerekiyor.”
Sonra telefonunu yakınımızdan geçen bir kadına uzattı.
“Hanımefendi, rica etsem fotoğrafımızı çeker misiniz?”
Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
“Fotoğraf mı?”
“Evet. Yanımda dur ve gülümse.”
Artık iyice huzursuz olmaya başlamıştım.
Şirketten biri bizi burada görse ne düşünürdü?
Daha kötüsü…
Bu fotoğraf birilerinin eline geçerse ne olacaktı?
Ama Suat Bey yanıma geçti, elini rahatça sırtıma koydu ve birlikte tek bir fotoğraf çektirdik.
Telefonu geri aldı, fotoğrafa birkaç saniye baktı ve,
“Güzel,”
dedi.
“Peki şimdi?”
Bana sadece şunu söyledi:
“Yarın sabah saat dokuzda şirkete gel.”
“Ama beni kovdunuz.”
Hayatımda ilk kez yüzünde belli belirsiz bir gülümseme gördüm.
“Biliyorum.”
O gece neredeyse hiç uyuyamadım.
Sanki anlamını yalnızca Suat Bey’in bildiği tuhaf bir oyunun içine çekilmiştim.
Ertesi sabah şirkete adım attığım anda bir şeylerin ters gittiğini anladım.
Herkes bana bakıyordu.
Bazıları kendi aralarında fısıldaşıyordu.
Sevda yanıma gelip alaycı bir gülümsemeyle,
“Demek sana neden farklı davrandığı şimdi anlaşılıyor,”
dedi.
“Ne demek istiyorsun?”
Cevap vermedi.
Sadece müdürün odasını işaret etti.
Koridorda ilerleyip kapıya yaklaştığımda kalbim hızla çarpmaya başladı.
Dün akşam göl kenarında Suat Bey’le çekildiğimiz fotoğraf büyütülmüş ve doğrudan odasının kapısına asılmıştı.
Ama asıl şaşırtıcı olan fotoğraf değildi.
Fotoğrafın hemen altında, şirketin kaşesini taşıyan resmi bir belge vardı.
Üzerinde benim adım yazıyordu.
Koridordaki çalışanlar sessizce beni izlerken Suat Bey odasının kapısını açtı.
Elinde kalın, kahverengi bir dosya vardı.
“İçeri gel, Melda,” dedi.
Ardından masasına oturup dosyayı önüme bıraktı.
“Dün seni kovmam gerekiyordu. Çünkü bunu yapmasaydım, şirkette kime gerçekten güvenebileceğimi asla öğrenemezdim.”
Dosyanın kapağını kaldırdığım anda gördüğüm ilk belge karşısında nefesim kesildi.
�� Bir sonraki kısmı merak ettiğinizi biliyorum, bu yüzden lütfen sabırlı olun ve devamını aşağıdaki yorumlarda okumayı unutmayın. Anlayışınız için teşekkür ederim. Eğer hikâyenin tamamını okumak istiyorsanız, aşağıdaki yorumlara “SONRA” yazın. Ardından “tüm yorumları görüntüle” seçeneğine dokunup ilk yorumdaki devamına bakın. ��
Reklamlar