Kayınpeder kapıyı açtı ve onu hızla arka kapıdan dışarı çıkardı.
— Geriye bakma, — dedi. — Koş ve asla geri dönme.
Buse geceye doğru koştu. Bahçe yataklarının arasında koştu, tökezledi, ıslak çimenlerin bacaklarına çarptığını hissetti. Arkasından bir kapı çarparak kapandı. Kaba erkek sesleri yankılandı. Ama eve doğru bir bakış bile atmadı – ve hayatını kurtaran da tam olarak bu oldu, çünkü orada…
Buse koşarken nefesi boğazına düğümlenmişti. Ayağındaki ince topuklular çimenlere saplanıyor, her adımda düşecek gibi oluyordu. Bahçenin arkasındaki küçük kapıya ulaştığında ayakkabılarını çıkarıp attı. Çıplak ayaklarıyla soğuk toprağa bastı ve karanlığın içine karıştı.
Arkasından bağırışlar yükseldi.
— Buraya kaçtı!Arka bahçeyi tut!
Kalbi göğsünden fırlayacak gibiydi. Elindeki çantayı sımsıkı kavrıyordu; paranın ağırlığı değil, neyi temsil ettiği korkutuyordu onu. Ormanlık alana girer girmez dallar yüzünü çizdi, elbisesi yırtıldı ama durmadı. Koşmayı bıraktığı an öleceğini biliyordu.
Yaklaşık on dakika sonra ayak sesleri kesildi. Buse bir ağacın arkasına çöktü, dizlerini karnına çekti. Ellerinin titremesi durmuyordu. Gecenin sessizliğinde kendi kalp atışlarını duyabiliyordu.
“Kim onlar?”
“Ne oldu bu evde?”
“Kayınpederim neden beni kurtardı?”
Sorular beynini kemiriyordu.