Gece yarısı, Paris’in çatılarına hafif bir yağmur çiselerken, odanın içindeki loş ışık her şeyi daha da gizemli kılıyordu. İki sevgili, günün tüm yorgunluğunu ve şehrin gürültüsünü dışarıda bırakıp kendilerini odaya attıklarında, aralarındaki çekim çoktan zirveye ulaşmıştı.
Genç kadın, üzerindeki ıslak pardösüyü çıkarıp yatağın kenarına bıraktığında, adamın bakışları doğrudan onun üzerindeydi. Gözlerindeki o yoğun ve sabırsız arzu, kadının kalbinin daha hızlı çarpmasına yetti. Adam, aralarındaki mesafeyi birkaç adımda kapatarak kadını belinden yakaladı ve kendine doğru çekti.Bedenleri birbirine çarptığında ikisi de derin bir iç çekti. Adamın elleri, kadının ipek gömleğinin düğmelerinde acele etmeden ama kararlı bir şekilde gezindi. İlk düğme açıldığında, kadının sıcak teni odanın serin havasıyla buluştu. Adam, dudaklarını kadının köprücük kemiğine bastırdı; o an kadının ağzından hafif bir iç çekiş döküldü ve elleri kendiliğinden adamın saçlarının arasına karıştı.