Bu soru, her şeyi anlatıyordu zaten.
“Hayır,” dedi Hande hemen. “Ama biz… gerçeği bilmek istiyoruz.”
Selen’nın gözleri doldu. Uzun bir sessizlik oldu. Sonra derin bir nefes aldı.
“İlk bebeğim,” dedi, sesi çatlayarak, “iki yıl önce doğdu. Babası beni terk etti. Ailem beni reddetti. Sokakta kaldım.”
Yutkundu.Hastanedeyken bir adam geldi. ‘Bebeğe iyi bir aile buluruz,’ dedi. ‘Sana da para veririz.’ O an… açtım. Korkmuştum. Başka çarem yok sandım.”
Hande’nin eli ağzına gitti.
“Bebeği verdim,” diye devam etti Selen. “Ama o para… iki hafta bile yetmedi. Sonra öğrendim ki… o adam bebekleri ailelere değil, yasa dışı yerlere veriyormuş.”
Ağlamaya başladı.
“Onu geri almak istedim ama çok geçti. Peşine düştüm. O adamlar beni tehdit etti. Bir daha hamile kaldığımı öğrenince… kaçtım.”
Başını kaldırdı, gözlerimin içine baktı.
“Bu bebeği vermeyecektim,” dedi kararlı bir sesle. “Ne pahasına olursa olsun.”
O an anladım.
Selen kötü biri değildi.
Kırılmış, ezilmiş, korkutulmuş biriydi.
Ama hikâye burada bitmedi.
Bir hafta sonra polis kapıyı çaldı.
Aynı adam şikâyetçi olmuştu.
Sosyal hizmetler geldi. Bebeği almak istediler. Hande yere çöktü, ağladı. Ben önlerine dikildim.
“Bu çocuk yalnız değil,” dedim. “Biz buradayız.”
Uzun görüşmeler, mahkemeler, ifadeler başladı.