Yirmi yıl önce bir fırtına sırasında bir çocuğu kurtarmıştım — dün, beni şaşkına çeviren bir şeyle kapıma geldi.
Hayatımın büyük kısmını doğada yürüyüş yaparak geçirdim ama tek bir günün hayatımı değiştirebileceğini hiç düşünmemiştim.
O gün aniden büyük bir fırtına çıkmıştı. Rüzgar ağaç dallarını kırıyor, şimşekler yakına düşüyordu. Vadideki kamp alanıma doğru koşarken sessiz bir hıçkırık sesi duydum.
Bu bir hayvan değildi.
Bir ağacın dibine sinmiş küçük bir çocuk gördüm. Soğuktan titriyor, gözlerinde tarifsiz bir korku vardı. Hiç tereddüt etmeden yağmurluğumu çıkarıp onu sardım.
“Korkma, seni koruyacağım,” dedim.
Onu çadırıma götürdüm. Kuru kıyafetler verdim, termosumdaki sıcak çayı ikram ettim, biraz çorba ısıttım. Dışarıda fırtına uğulduyordu ama içeride güvendeydik.
Adı Emre’ydi. Okul gezisiyle yürüyüşe çıkmış, gruptan kopmuş ve fırtınada tek başına kalmıştı.
“Sen olmasaydın ölmüştüm,” dedi. “Bir gün bunun karşılığını ödeyeceğim. Söz veriyorum.”
“Bana hiçbir şey borçlu değilsin,” dedim.
Ama Emre çoktan uykuya dalmıştı.
Ertesi sabah onu dağın eteğinde bekleyen okul servisine ve telaşlı öğretmenine teslim ettim. İçimden geçenleri söyledim ve sessizce ayrıldım.
Aradan yirmi yıl geçti.
Artık dağlara çıkmıyordum. Yaşlanmıştım, dizlerim ağrıyordu.
Dün, kış ortasında aniden bastıran bir kar fırtınası sırasında kapım çaldı. Bir komşu sandım ama karşımda uzun boylu, kendinden emin bir genç adam vardı.
“Size nasıl yardımcı olabilirim?” diye sordum.
“Sanırım zaten yardımcı oldunuz,” dedi. “Yirmi yıl önce.”
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
“Emre?” diye fısıldadım.
Gülümsedi. Sonra arkasından beni hayrete düşüren şeyi çıkardı.
“Seninle ciddi bir konuda konuşmam gerekiyor,” dedi ve içeri girdi.. SONRASI YORUMDA ⬇️