36 yaşındaki Ahmet, eşini iki yıl önce kaybettikten sonra hayatını oğlu Mert ile sürdürmektedir. Her pazar birlikte yürüyüşe çıkarak vakit geçirirler.
Bir gün yürüyüş sırasında Mert aniden durur ve çimenlerin arasında çok kirli, eski bir oyuncak ayı bulur. Ayı oldukça kötü durumdadır: tüyleri keçeleşmiş, patileri çamurlu, bir gözü eksik ve içi sertleşmiş dolgularla doludur. Ahmet başta almak istemese de, Mert’in ısrarına dayanamaz ve ayıyı eve götürürler.
Ahmet saatlerce ayıyı temizler, diker ve kullanılabilir hale getirir. Mert ise heyecanla izler ve sonunda ayıya sarılarak uykuya dalar.
Gece, Ahmet battaniyeyi düzeltirken ayının karnına yanlışlıkla bastırır. O anda içeriden bir tıklama sesi gelir ve ardından statik bir gürültüyle birlikte bir ses duyulur:
“Mert, sen olduğunu biliyorum… yardım et bana.”
Bu bir oyuncak sesi değildir—gerçek bir insan sesidir ve oğlunun adını söylemektedir.
Dehşete kapılan Ahmet, Mert’i uyandırmadan ayıyı alır, mutfağa gider ve birkaç saat önce diktiği yeri yeniden açar. İçine elini uzattığında karşılaştığı şey ise onu dehşete düşürür… Hikayenin devamı ilk yorumda ����