Élodie hafifçe gülümsedi. Genç erkeğin bu cüreti hoşuna gitmişti. Kadehini masaya bıraktı. "Keşfedilmek mi? Julien, sen henüz haritası çizilmemiş topraklarda kaybolmaktan korkmayacak kadar cesur musun?"
O gece sıradan bir buluşma olmayacaktı. Paris’in klasik romantizmini bir kenara bıraktılar. Julien, Élodie’yi tarihi bir tiyatro binasının restorasyon aşamasındaki çatı katına götürdü. Şehrin tüm ışıkları ayaklarının altındaydı; Eifel Kulesi gecenin içinde altın bir iğne gibi parıldıyordu.Çatının kenarında, rüzgarın kumaşları savurduğu o yüksek noktada, Élodie kontrolü eline aldı. Yaşının getirdiği o büyüleyici sakinlikle Julien’e yaklaştı. Genç adamın tutkulu ve heyecanlı ritmini, kendi olgunluğunun verdiği derinlikle harmanladı. Julien’in gençliğindeki o ham enerjiyi, Élodie bir sanat eserini işler gibi yönlendirdi.