Sadece bir yılım kaldı. Benimle evlen, bana bir erkek evlat ver… Ailen bir daha asla geçim sıkıntısı çekmeyecek.”
Genç sütçü kız bu teklifi duyduğunda, hayatının ikiye bölündüğünü hissetti. Bir yanında hasta annesi, borç yüzünden cezaevindeki babası ve boş tencere; diğer yanında ise bir yıl sonra öleceğini söyleyen zengin bir adamın sunduğu güvenli bir gelecek vardı.
Yirmi yaşındaydı. Hayatı boyunca sabah ezanıyla kalkmış, tarlada çalışmış, elleri nasır tutmuştu. Hayalleri vardı belki ama yoksulluk onları susturmuştu. Annesinin öksürük krizleri her geçen gün artıyor, ilaç fiyatları katlanıyordu. Bazen geceleri annesinin başucunda oturur, sessizce ağladığını duyardı.
Adamın gelişi bir kader kırılması gibiydi. Köyün topraklarını, çevredeki fabrikaları, hatta ilçedeki büyük market zincirini bile o yönetiyordu. Söylediğine göre ağır bir hastalığa yakalanmıştı. Doktorlar en fazla bir yıl ömür biçmişti. Tek isteği, soyadını devam ettirecek bir oğuldu.
Genç kız uzun bir gecenin ardından kabul etti. Kendine bunun fedakârlık olduğunu söyledi. Bir yıl… Sadece bir yıl dayanacaktı. Sonra özgür kalacak, ailesi kurtulacaktı.
Nikâh sade bir törenle kıyıldı. Köy camisinde birkaç şahit, kısa bir dua ve sessiz bakışlar… Ardından kız, köyün toprak yolundan geçerek büyük demir kapılı konağa götürüldü.
Konak görkemliydi ama soğuktu. Yüksek tavanlar, ağır perdeler, mermer zemin… İçeri adım attığında ürperdi. Hizmetçiler başlarını eğiyor ama göz teması kurmuyordu. Evde tuhaf bir sessizlik hâkimdi; sanki herkes nefesini tutmuş gibiydi.
O gece genç kız, yeni odasına götürüldü. Oda neredeyse bir salon büyüklüğündeydi. Yatağın üzerindeki kırmızı örtü gözünü alıyordu. Kalbi hızla atıyordu. Kapı açıldı. Adam içeri girdi