Sadece bir yılım kaldı. Benimle evlen, bana bir erkek evlat ver… Ailen bir daha asla geçim derdi çekmeyecek,” dedi varlıklı toprak sahibi. ��
Yirmi yaşındaki sütçü kızın elleri hâlâ süt ve saman kokuyordu. Çizmelerindeki çamur kurumaya bile fırsat bulmamıştı. Hasta annesiyle birlikte köyün kenarındaki eski, rutubetli ahşap evde yaşıyordu. Babası ise ödeyemediği borçlar yüzünden cezaevindeydi.
Köyde dedikodu çoktu ama gerçek basitti: Evde para yoktu. Bazen tencerede kaynayacak çorba bile bulunmuyordu.
Annesinin durumu her geçen ay ağırlaşıyordu. İlaç fiyatları cep yakıyordu. Kız sabah ezanıyla kalkar, hava kararıncaya kadar tarlada çalışırdı. Kazandığı para ancak kuru ekmeğe yetiyordu. Çoğu akşam pencere kenarına oturur, toprak yola dalıp gider, bir çıkış yolu düşünürdü.
Tam da böyle bir zamanda hayatlarına zengin bir adam girdi. Kırklı yaşlarının başındaydı. Üzerinde pahalı bir takım elbise, kapının önünde son model siyah bir araç… Bakışlarında alışılmış bir üstünlük vardı.
Eve geldi ve sanki sıradan bir alışverişten söz eder gibi konuştu:
“Babanın borcunu kapatırım. Cezaevinden erken çıkar. Annenin tüm tedavi masraflarını karşılarım. Ailen artık geçim sıkıntısı çekmez. Sana her ay yüklü miktarda Türk lirası bağlarım. Tek şartım benimle evlenmen… Ve bana bir erkek evlat vermen. Doktorlar en fazla bir yıl ömrüm kaldığını söylüyor.”
Sözleri soğuk ve sakindi.
Kız sustu. Adamın yüzüne baktı. Bu kadar varlık içinde, bu kadar yalnız bir adam… Bir yıl sonra zaten ölecekti. Babası kurtulacak, annesi iyileşecekti. Kendine “Parası için değil” dedi. Ama başka çare var mıydı?
Sonunda kabul etti.
Düğün sade oldu. Köy camisinde kıyılan nikâhın ardından küçük bir yemek verildi. Ne davul vardı ne zurna. Her şey sessiz ve hızlıydı.
Fakat evliliğin ilk gecesi… Genç kızın hayatını altüst eden, kanını donduran bir gerçekle karşılaştı.
Ve ertesi sabah, gün doğmadan o büyük konaktan kaçtı... ���� SONRASI İLK Y0RUMDA ⬇️