G-892JKVGF0C

Sınıftaki Yoksul Bir Arkadaşına Ayakkabı Aldıktan Sonra

Sekiz yaşındaki oğlum, okuldaki çocukların koli bandıyla tutturulmuş spor ayakkabıları yüzünden onunla dalga geçmelerine göğüs geriyordu; ta ki bir sabah okul müdürü beni hiç beklemediğim bir haber için arayana kadar.
Ben, oğlum Ali’yi tek başına büyüten bir anneyim.
Dokuz ay önce eşim bir yangında hayatını kaybetti. O bir itfaiyeciydi. O gece, Ali ile aynı yaşlarda küçük bir kızı kurtarmak için yanan bir eve tekrar daldı. Kızı kurtarmayı başardı ama kendisi o evden sağ çıkamadı.
O günden beri sadece ikimiz varız.
Ali inanılmaz derecede güçlüydü; kendi yaşındaki bir çocuğun olması gerekenden çok daha güçlü. Ancak tek bir şeye sıkı sıkıya tutunmuştu: Babasının vefatından sadece birkaç hafta önce ona hediye ettiği bir çift spor ayakkabıya. Babasından elinde kalan son hatıraydı o.
Yağmur, çamur demeden o ayakkabıları her gün giydi.
İki hafta önce ayakkabılar nihayet parçalandı. Tabanları tamamen koptu.
Garsonluk yaptığım işimi yeni kaybetmiş olmama rağmen ona yeni bir çift ayakkabı alacağımı söyledim; iş yerindekiler müşteriler için "fazla üzgün" göründüğümü söyleyerek beni işten çıkarmıştı. Paramız kısıtlıydı ama bir yolunu bulurdum.
Ali reddetti.
“Başka ayakkabı giyemem anne. Bunlar babamdan hatıra.”
Sonra bana bir rulo koli bandı uzattı.
“Sorun değil. Bunları tamir edebiliriz.”
Ben de dikkatlice ayakkabıları yamadım, hatta daha az dikkat çeksinler diye üzerlerine keçeli kalemle küçük çizimler yaptım ve onu okula gönderdim.
O gün öğleden sonra eve alışılmadık derecede sessiz döndü. Tek kelime etmeden doğruca odasına yürüü.
Sonra o sesi duydum; hiçbir ebeveynin asla unutamayacağı o hıçkıra hıçkıra, paramparça ağlama sesini.
Çocukların kendisiyle alay ettiğini anlattı. Ayakkabılarına "çöp" demişler, bizim de "çöplüğe ait olduğumuzu" söylemişlerdi.
O ağlayarak uyuyakalana kadar ona sarıldım; kalbim tekrar tekrar paralanıyordu.
Ama ertesi sabah...
Yine aynı ayakkabıları ayağına geçirdi.
“Onları çıkarmayacağım,” dedi usulca.
Korkmama rağmen gitmesine izin verdim.
Saat sabah 10:30’da telefonum çaldı.
Arayan okuldu.
Anında içim çekildi. Bir şeylerin ters gittiğinden emindim; ya yine zorbalığa uğramıştı ya da daha kötüsü, artık oraya ait olmadığını söyleyeceklerdi.
Telefonu açtım.
Arayan okul müdürüydü.
Ağlıyordu.
“Hanımefendi... Hemen okula gelmeniz gerekiyor. Şu an,” dedi. “Bunun ne kadar ciddi olduğunu anlamıyorsunuz.”
Ellerim titremeye başladı.
“Oğluma ne oldu?” diye sordum.
Bir duraksama oldu.
Sonra kısık bir sesle şöyle dedi:
“Hanımefendi... Bunu kendi gözlerinizle görmeniz lazım.”AYRINTILAR Y.ORUMDA��
Reklamlar