El yazısını hemen tanımıştım.
Bu, Münevver Hanım’ın el yazısıydı.
Kâğıtta yalnızca tek bir cümle vardı.Eğer bunu okuyorsan, sonunda beni neden seni seçtiğimi öğrendiler.”
Ne demek istediğini anlamaya çalışırken…
Ön kapıma öyle sert bir şekilde vuruldu ki bütün ev sarsıldı.Bir kez daha vurulduSonra dışarıdan bir erkek sesi yükseldi:
“Kutuyu bulduğunu biliyoruz! Kapıyı aç ve anahtarı bize ver!”
Kalbim hızla çarpmaya başladı. Birkaç saniye boyunca ne yapacağımı bilemedim. Sonra içgüdüsel olarak kutuyu kapattım ve anahtarı cebime koydum.Kapıya yaklaşmadım.Adam yeniden vurdu.
“Bak, yaşlı kadının bıraktığı şeyle ilgilenmiyoruz. Sadece anahtarı istiyoruz. Onu bize verirsen bu iş burada biter.”
Münevver Hanım’ın yüzü gözümün önüne geldi.Bana yıllar önce söylediği o cümleyi hatırladım.
“Bir gün, seni neden hayatımda istediğimi anlayacaksın.”
Polisi aradım.Adam birkaç dakika sonra gitti. Ancak gitmeden önce kapının altından küçük, beyaz bir zarf itti.
Zarfın üzerinde yine benim adım vardı.
Bu kez el yazısı Münevver Hanım’a ait değildi.Zarfı açtığımda yalnızca bir adres ve şu cümle yazıyordu:
“Anahtarın açtığı yeri bulmak istiyorsan, yarın saat üçte eski tren istasyonuna gel.”
Gitmemem gerektiğini biliyordum.
Ama yıllardır cevapsız kalan bir sorunun kapısı önümde açılmıştı.
Ertesi gün eski tren istasyonuna gittiğimde kimseyi göremedim. Yağmurdan ıslanmış bankların arasında birkaç dakika bekledikten sonra yaşlı bir adam yanıma yaklaştı.
“Sen onun komşususun,” dedi.