Kocamı erken yaşta kaybettim bir gün üst komşum olan adam eve gelip.. Devamını oku
Sessizliğin ağırlığı, eşimi kaybettiğim o soğuk sonbahar gününden beri evin her köşesine sinmişti. Henüz otuzlu yaşlarımın başında, hayatın tüm canlı renklerinin birdenbire griye döndüğü, koridorların her adımda kederi yankıladığı geniş bir dairede tek başıma kalmıştım.
Günler birbiri ardına uyuşuk bir ritimle akıp gidiyor, akşamları pencere kenarına oturup sokağın ışıklarını seyrederken içimde büyüyen o tanımlanamaz boşluğu sadece tavandan gelen hafif ayak sesleri bölüyordu.
Üst katımda yaşayan Sinan Bey’i sadece merdiven boşluğunda ya da apartman girişinde görürdüm.Kırklı yaşlarının başında, ölçülü, bakışlarında derin ve adını koyamadığım bir hüzün taşıyan, yalnız bir adamdı. Eşini yıllar önce bir kazada kaybettiğini apartman yöneticisinden yarım yamalak duymuştum; aynı kaderin gölgesinde yürüyen iki yabancıydık aslında.
Birbirimizle karşılaştığımızda kısa bir baş selamı ve nezaketli bir “iyi günler”den öteye geçmeyen o mesafe, aslında aramızdaki tek güvenli sığınaktı. Fakat o akşamüstü, dışarıda fırtınanın camları dövdüğü, rüzgarın uğultusunun evin içindeki ıssızlığı daha da belirgin kıldığı o kasvetli saatlerde, kapı zilim beklenmedik bir telaşla çaldı.
Kapı deliğinden baktığımda Sinan’ın silüetini gördüm. Üzerinde hafif ıslanmış gri bir kazak vardı, saçları dağılmıştı ve bakışları her zamankinden farklı, tuhaf bir kararlılıkla parlıyordu.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz