G-892JKVGF0C

Kocam sürekli eve yakın arkadaşlarını getiriyordu bir gün beni arkadaşı..Devamını oku.

Kapı her çalındığında içimde aynı metalik yorgunluk yankılanıyordu. Salonun parkelerine sinmiş bayat tütün kokusu, kahkaha sesleri, sehpa üzerinde yarım bırakılmış bardakların bıraktığı nemli izler…

Evliliğimizin dördüncü yılında, o çok sevdiğim huzurlu daire, kocam Selim’in bitmek bilmeyen “arkadaş meclisi” yüzünden bir bekleme salonuna, beni ise kendi hayatının kenarında bir servis elemanına dönüştürmüştü.

Selim, dışarıya karşı alabildiğine bonkör, neşeli ve herkesin sırtını sıvazlayan o popüler adamdı; ancak evin eşiğinden içeri adım attığında bütün dikkati, sadece çevresinde kurduğu o sahte onay çemberine kayardı. Eve gelen kalabalık neredeyse hiç değişmezdi.Masadaki tabaklar boşalır, muhabbetler gece yarılarına sarkar, ben ise mutfakla salon arasındaki o dar koridorda görünmez bir gölge gibi gidip gelirdim.

Ta ki iki ay önce o gruba Kerem dahil olana kadar.

Kerem, Selim’in iş ortaklığına yeni başladığı, diğerlerine kıyasla çok daha az konuşan, sessizliğini koyu ve delici bakışlarla telafi eden bir adamdı. İlk geldiği akşam, çay bardağını uzatırken parmak uçlarımızın birbirine değdiği o kısacık saniye içimde tekinsiz bir kıvılcım çaktırmıştı.Gözlerini benden kaçırmadı; aksine, bakışlarındaki yoğunluk ve doğrudan temas o kadar ağırdı ki, nefesimin göğsümde sıkıştığını hissettim. Selim arkasını dönüp televizyondaki maça bağırdığı sırada, Kerem’in gözleri boynumdaki kolyede, dudaklarımın kıvrımında, üzerimdeki ipek gömleğin yakasında geziniyordu.

Zamanla bu durum bir tesadüf olmaktan çıktı, sessiz ve tehlikeli bir oyuna dönüştü. Selim’in pervasızlığı arttıkça, Kerem’in varlığı evin havasını elektrikle dolduruyordu.

Mutfakta su doldururken arkamda hissettiğim adım sesleri, salona her girişimde tenimi yakan o pervasız ve arzulayıcı bakışlar… Bana sadece “Selim’in eşi” olarak değil, unutulduğum, saklandığım o kabuğun altındaki bir kadın olarak bakıyordu. Bu bakışlarda hem ürpertici bir cüret hem de uzun zamandır açlığını çektiğim o yakıcı fark edilme hissi vardı.Kendi içimdeki bu çatışma beni günden güne daha uyanık, daha hesapçı kılıyordu. Selim’in beni sıradanlaştıran körlüğü ile Kerem’in beni adeta bir hedefe koyan gözü kara cüreti arasında sıkışıp kalmayacaktım. Bir kurban gibi sessizce köşeme çekilmek yerine, bu gerilimi kendi ellerimle yönetmeye karar verdim.

Planım hazırdı. Salı gecesi Selim yine “Küçük bir toplantı yapacağız, bir şeyler hazırla” diyerek grubu eve davet ettiğinde, her zamankinden farklı davrandım.

Aynanın karşısına geçtim; uzun süredir dolabın en arka köşesinde duran, omuzları açıkta bırakan zümrüt yeşili elbisemi giydim, saçlarımı zarif bir dağınıklıkla topladım. Odaya her adım atışımda kokumu geride bırakan o eski, unutulmuş parfümümü sürdüm.Salona girdiğim an ortamdaki havanın nasıl bir anda ağırlaştığını hissettim. Selim telefonundaki maillere bakarken sadece “Şunları masaya bırakıver” dedi, yüzüme bile bakmadı. Fakat Kerem…

Kerem’in elindeki kadeh neredeyse parmaklarının arasında dondu. Göz bebeklerinin nasıl büyüdüğünü, bakışlarının omuzlarımdan bileklerime kadar nasıl aç bir iştahla indiğini adım adım izledim. O an, iplerin benim elime geçtiğini anladım.
Reklamlar