G-892JKVGF0C

Kocam sürekli eve yakın arkadaşlarını getiriyordu bir gün beni arkadaşı..Devamını oku.

Gece ilerledikçe oyunumu incelikle ördüm. Diğer arkadaşların kahvelerini servis ederken mesafemi korudum; ancak Kerem’e fincanını uzatırken biraz daha eğildim, gözlerinin en derinine baktım ve dudaklarımda hafif, kışkırtıcı bir tebessüm bıraktım.

Fincanı alırken parmakları bileğime dokundu. Kaçmadım. Aksine, fısıltıyla “Mutfakta taze kahve var, getireyim mi?” dedim, sadece onun duyabileceği bir tonda.

Kerem’in nefesi hızlandı. Başını usulca salladı.Salondan çıkıp mutfağa geçtim. Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu ama korkudan değil, kendi gücümün bilincine varmaktan. Işıkları bilerek loş bıraktım. Birkaç dakika sonra arkamdaki kapı hafifçe aralandı. İçeri girdi, kapıyı arkasından neredeyse tamamen kapattı.

Aramızdaki mesafe iki adıma indiğinde Kerem’in gözlerindeki o saklanamaz arzu ve cüret tüm çıplaklığıyla karşımdaydı.

“Burada ne yaptığının farkındasın, değil mi?” diye fısıldadı Kerem, sesindeki pürüzlü tonda hem bir meydan okuma hem de bastırılamayan bir açlık vardı. “Selim seni görmüyor bile. Ama ben… ilk günden beri aklımdan çıkaramıyorum.”Bana doğru bir adım daha attı, eli omzuma uzanmak üzereydi. Gözlerinde, istediğini alacağından emin bir avcının küstahlığı vardı. Tam o anda, geri çekilmek yerine ona doğru yarım adım yaklaştım; kokusunu, heyecanını, nefesindeki gerilimi yüzümde hissedecek kadar yakınına geldim.

Ve sonra, cebimden küçük bir kayıt cihazı ile Selim’in çalışma masasından aldığım şirket dosyasını tezgahın üzerine sertçe bıraktım.

Kerem duraksadı. Yüzündeki o tutkulu maske, saniyeler içinde soğuk bir şaşkınlığa dönüştü.Gözlerinin üzerimde olmasını bir zaaf zannettin,” dedim, sesimdeki fısıltı yerini buz gibi bir netliğe bırakmıştı. “Ama yanıldın Kerem. Selim’in körlüğü seni ne kadar cesur yaptıysa, senin bu açgözlülüğün de bana ihtiyacım olan her şeyi verdi.”

Dosyanın kapağını açtım. Selim’in aylardır “arkadaşlarım” dediği o adamlarla arka planda kurduğu, ailemden kalan birikimi de içine katarak Kerem’in şirketi üzerinden yürüttüğü usulsüz sözleşmelerin kopyaları içerideydi.

Kerem’in son haftalarda evimize bu kadar sık gelmesinin, bana olan o cüretkar ilgisinin arkasında sadece saf bir arzu değil, aynı zamanda Selim’in hayatını ve zayıflıklarını içeriden ele geçirme kibri de yatıyordu. Telefonunu her salonda unuttuğunda, bana her yaklaştığında aslında kendi açığını bana sunmuştu.Sen Selim’in sırtına basarak yükselmeyi, beni de bu evin unutulmuş bir süsü olarak kullanmayı planladın,” dedim, gözlerine hiç kırpmadan bakarak. “Ama ben ne bu evin hizmetçisiyim ne de senin gizli kaçamağın.

Yarın sabah hem bu dosyalar hem de aramızdaki bu ‘özel’ konuşmalar Selim’in ve avukatımın masasında olacak. Ev de benim adıma geçecek, şirket hisseleri de.”

Kerem bir şey söylemek için dudaklarını araladı ama tek bir kelime bile çıkaramadı. O kibirli, arzulu bakışların yerini çaresiz bir bozgun almıştı.Mutfağın kapısını ardına kadar açtım. Salona döndüm, çantamı ve kabanımı aldım. Selim hâlâ kanepede arkadaşlarına bir şeyler anlatıyor, hayali projelerinden bahsediyordu. Kapının eşiğinde durup ona son bir kez baktım; etrafındaki sahte dostların gürültüsünde kendi yalnızlığını bile fark edemeyen bir adama baktım.

“Ben gidiyorum Selim,” dedim sakin bir sesle. “Mutfakta seni bekleyen çok önemli bir misafirin var. Hesabı kapatmayı unutmayın.”

Kapıyı arkamdan çektim ve apartmandan sokağa çıktım. Gece rüzgarı yüzüme vurduğunda, uzun zamandır ilk kez ciğerlerime dolan havanın bu kadar temiz, bu kadar özgür olduğunu hissettim. Başkalarının oyununda bir figüran olmayı reddetmiş, kendi hayatımın başrolünü geri almıştım.
Reklamlar