Mektubun son satırına geldiğinde Nihat Bey’in sesi titredi.
“Beren’e söyle: Babası onun hayatındaki en büyük kahramandır. Ben yanında olamayacağım için üzülmüyorum. Çünkü onun yanında sen varsın.”
Nihat Bey mektubu kapattı.
Stadyum birkaç saniye boyunca tamamen sessiz kaldı.
Sonra Beren sahneden indi ve bana doğru koştu.
Bana sarıldığında yıllardır içimde taşıdığım bütün kırgınlıklar bir anda eridi.
Kulağıma,
“Mezuniyet törenimde seni seçmedim sanmıştın,” diye fısıldadı.
“Meğer seni hayatımın en önemli yerine koymuşum.”
Ben de ona sarıldım.
“Bana bir daha böyle sürpriz yapma,” dedim, ağlayarak gülümsemeye çalıştım.
Beren güldü.
“Tamam baba.”
O gün eve dönerken arabada uzun süre konuşmadık.
Arka koltukta ise annesinin mektubu duruyordu.
Yıllarca kendime verdiğim sözün aslında gerçekleştiğini o gece anladım.
Beren annesini kaybetmişti.
Ama annesinin sevgisini de, babasının fedakârlığını da hiçbir zaman kaybetmemişti.
Ben ise yıllarca kızımı tek başıma büyüttüğümü sanmıştım.
Meğer onun annesi, ölümünden sonra bile bizi bir arada tutacak son bir yol bırakmış.
Ve o gün öğrendiğim en büyük gerçek şuydu: