G-892JKVGF0C

Benim adım Mert Yılmaz. Yirmi yaşındaydım

*"Herkes, 60 yaşındaki bir kadınla evlendiğim için bana deli diyordu." Ama düğün gecemizde omzundaki bir izi gördüm, ondan "Sana gerçeği söylemek zorundayım." sözlerini duydum ve bütün hayatımın bir yalan olduğunu anladım.*

Beni ona âşık eden şey elbiseleri değildi.

Evi değildi.

Parası hiç değildi.

Bana gerçekten değer veriyormuşum gibi dinlemesiydi.

Aileme evlenme kararımı söylediğimde neredeyse beni evden kovacaklardı.

"Tamamen seni etkisi altına almış." dedi halam.

"Senin istediğin bir eş değil, bir anne." diye tükürür gibi konuştu kuzenim.

"Seni kullanacak, sonra da sıkılınca bir kenara atacak." dedi babam, kırgın bir sesle.

Ama ben vazgeçmedim.

Onun için mücadele ettim.

Herkesin karşısında onu savundum.

Kasabadaki herkes bana hırslı, deli ya da çıkar peşinde biri diyordu.

Yine de geri adım atmadım.

Düğünümüz eski bir çiftlik konağında yapıldı.

Her yer mumlarla, beyaz çiçeklerle süslenmişti.

Müzisyenler sanki çok önemli insanların kutlamasında çalıyormuş gibi klasik müzik çalıyordu.

Siyah takım elbiseli gereğinden fazla adam vardı.

Kulaklarında telsiz olan çok fazla güvenlik görevlisi bulunuyordu.

Sıradan bir düğün için fazlasıyla güvenlik vardı.

Evet, bunların hepsini fark ettim.

Ama hissettiklerim gözümü öylesine kör etmişti ki hiçbir şey sormamayı seçtim.

O gece sonunda büyük yatak odasında yalnız kaldığımızda *Elif Hanım* titreyen elleriyle kapıyı kapattı.

Sonra masanın üzerine kalın bir zarf ve bir anahtar bıraktı.

"Bunlar düğün hediyen." dedi.

"Bir milyon dolar ve adına kayıtlı bir kamyonet."

Gergin bir gülümsemeyle zarfı ona geri ittim.

"Bunların hiçbirine ihtiyacım yok. Senin yanımda olman bana yeter."

Sonra bana tuhaf bir ifadeyle baktı.

Hüzünlüydü.

Sanki birazdan parçalanacaktı.

"Oğlum... Yani, *Mert*... Bu daha fazla ilerlemeden önce sana bir şey söylemek zorundayım."

Omurgamdan aşağı buz gibi bir ürperti indi.

Elif Hanım yavaşça omzundaki şalı çıkardı.

Gözlerim sol omzuna takıldığı anda olduğum yerde donup kaldım.

Omzunda koyu renkli, yuvarlak, kenarları düzensiz bir ben vardı.

Aynısı...

Tam aynı yerde...

Çocukluğumdan beri annemin köprücük kemiğinin yanında gördüğüm izin birebir aynısıydı.

Titreyen elimle o izi işaret ettim.

"Bu iz... Sende neden aynı iz var?"

Elif Hanım gözlerini kapattı ve bir adım geri çekildi.

Odadaki hava ağırlaştı.

Burası artık bir balayı odası gibi değil...

Kapanan bir tuzak gibi hissettirmeye başlamıştı.

"Çünkü artık sessiz kalamam." diye fısıldadı.

Ve gerçeği anlatmak için ağzını açtığında...

Birazdan olacaklara inanamayacağımı anladım.

*Hikâyenin tamamını okumak istiyorsanız aşağıya "EVET" yazın! ��*
Reklamlar