G-892JKVGF0C

Kendi Evinden Sürüklenerek Atılan Hamile Kadın, Eşinin Bıraktığı Gizli Vasiyetle Babasına Hayatının Dersi Verdi

Eşim hayatını kaybettikten sonra, sekiz aylık hamileyken babam beni saçlarımdan yakaladı ve kendi evimden dışarı sürükledi. Yirmi dört yaşındaki üvey annem tam yüzüme karşı gülerken suyum geldi. Çığlık atmadım. Tek bir telefon görüşmesi yaptım ve sadece birkaç dakika sonra, alacaklarını sandıkları her şeyi tam da o anda fırlatıp attıklarını anladılar.

Eşim Kaan’ın New York, Syracuse dışındaki bir otoyol kazasında hayatını kaybetmesinden üç hafta sonra, hâlâ onun tişörtlerinden birini katlayıp yastığımın altına koyarak uyuyordum.

Sekiz aylık hamileydim. Keder günleri uzun, bulanık bir anıya dönüştürmüştü ama en ufak bir şüphe duymadan bildiğim tek bir şey vardı: O ev bana da aitti.

Kaan evi evlenmemizden önce satın almıştı. İkinci evlilik yıldönümümüzden sonra adımı tapuya ekletti. Orada altı yıl boyunca birlikte yaşamıştık.

Görünüşe göre babam bunu öğrenme zahmetine hiç katlanmamıştı.

Kemal, kasvetli bir salı sabahı yeni eşi Cansu ile çıkageldi. Cansu yirmi dört yaşındaki; en küçük kuzenimden iki yaş küçük, babamdan ise otuz iki yaş küçüktü.

Kapıyı çalma zahmetine bile girmediler.

Kemal, aptalca bir şekilde geri almadığım acil durum anahtarını kullandı ve hâlâ içeri girmeye her türlü hakkı varmış gibi doğrudan mutfağıma yürüdü.

“Artık burada yaşayamazsın,” dedi.

Mutfak masasından başımı kaldırdım.

“Ne?”

Tam önüme bir dosya bıraktı.

“Kaan arkasında borçlar bıraktı. Evin satılması gerekiyor. Bu işle ben ilgileniyorum.”

“Sen hiçbir şeyle ilgilenmiyorsun.”

Cansu, sanki babama meydan okumamı bekliyormuş gibi yüzünde bir gülümsemeyle mutfak tezgahına yaslandı.

Bir elimi karnımın altında tutarak kendimi sandalyeden yavaşça yukarı doğrulttum.

“Çık dışarı.”

Babam kendisine karşı çıkılmasını hiçbir zaman iyi karşılamazdı.

Yüz ifadesi sertleşti.

Kolumu kavradı.

Kendimi geri çektim.

Sonra diğer eli saçlarıma dolandı.

Ve beni sürükledi.

Kafa derimde keskin bir acı hissedince gözlerimden yaşlar boşandı. Bir kolum içgüdüsel olarak karnıma sarılmış halde ayakta kalmaya çalışırken çıplak ayaklarım mutfak zemininde kayıyordu.

Arkamızda Cansu güldü.

“Baba, dur!”

Durmadı.

Kemal dış kapıyı hızla açtı ve beni verandaya itti.

Bir dizimin üzerine sertçe düştüm ve öne doğru kapaklanmadan önce kendimi zar zor tuttum.

Sonra bacaklarımdan aşağı sıcaklığın süzüldüğünü hissettim.

Altımdaki verandaya bakakaldım.

“Suyum geldi,” diye fısıldadım.

Cansu elini ağzına götürdü.

Kısa bir saniye boyunca durumun ne kadar ciddi olduğunu nihayet anladığını sandım.

Anlamamıştı.

Gülüyordu.

Kemal el çantamı yanıma, verandaya fırlattı.

“Kimi istersen ara.”

Ben de öyle yaptım.

Acil servisi değil.

Henüz değil.

Telefonumu çıkardım ve Kaan’ın avukatı Selin’i aradım.

İkinci çalmada açtı.

“Merve?”

“Babam evimin içinde,” dedim. “Bana saldırdı. Suyum geldi. Ve sanırım mülkü elimden almaya çalışıyor.”

Selin’in ses tonu anında değişti.

“O verandadan ayrılma. Hemen acil servisi ara. Tapu dairesine birini gönderiyorum ve bankayla iletişime geçiyorum.”

“Hangi banka?”

“Kaan’ın senin için kurduğu fon hesabının bulunduğu banka.”

Donakaldım.

Açık kapıdan, Kemal’in çoktan Kaan’ın masasını karıştırmaya başladığını görebiliyordum.

Selin konuşmaya devam etti.

“Merve, baban dün benim ofisimi aradı. Terekeyi tasfiye etmesi için kendisine izin verdiğini iddia etti.”

Parmaklarım telefonun etrafında sıkılaştı.

“Kaan birilerinin müdahale edebileceğini tahmin etmişti. Ev, yatırım hesapları ve Kemal-Kaan Lojistik’teki kontrol hisselerinin tamamı koruma altında. Eğer Kemal senin imzanı taklit ettiyse, sahtecilik maddesini aktif hale getirmiş olabilir.”

Uzaklarda bir yerde siren sesi duyuldu.

Evin içinde, Kemal’in telefonu aniden çalmaya başladı.

Telefonuna uzandı.

Devamını yorumda anlattım
Reklamlar