İlk tepkisi çocukların durumunu sormak değil, gizli cihazı nasıl bulduğumu merak etmek olmuştu. “Zeynep gösterdi,” dedim sakince.
Selin öfkeyle Zeynep’e dönmeye çalışınca hemen aralarına girdim. “Zeynep dokuz yaşında ve saatlerdir bebekle tek başına bırakıldığı için fiziken tükenmiş durumda. Bu durumu onun suçu gibi gösteremezsin.”
Selin bir süre bahaneler sıralamaya çalıştı; çok bunaldığını, sadece birkaç dakikalığına çıktığını iddia etti. Ancak mesaj geçmişi, bunun anlık bir hata olmadığını gösteriyordu. Aylardır devam eden bir planın parçasıydı. Benim çalışma saatlerim, çocukların uyku zamanları ve Zeynep’in söylemesi gereken yalanlar tek tek hesaplanmıştı. “Rıdvan” adında biriyle gizlice buluşmak için evlatlarının güvenliğini defalarca riske atmıştı.O akşam tartışmayı çocukların önünde uzatmadım. Zeynep’i ve Umut’u besleyip sakinleştirdikten sonra Zeynep’in yanına oturdum. “Kızım, sen harika bir iş çıkardın. Bir daha asla bir yetişkinin hatasını saklamak zorunda değilsin,” diyerek ona sarıldım.
İlerleyen günlerde evliliğimizi sonlandırmak adına hukuki süreçleri başlattım. Köpek eğitimi işimdeki programı tamamen değiştirerek çocukların yanında her zaman güvenilir bir yetişkinin bulunmasını sağladım.
Aylar geçti. Evimizdeki o gergin hava yerini huzura bıraktı. Artık Zeynep duvardaki saate bakıp endişelenmiyor, kardeşine bakmak zorunda olduğu korkusuna kapılmıyordu.
Bir cumartesi öğleden sonra salonda otururken Zeynep gülümseyerek yanıma geldi. “Baba, Umut’u biraz kucağıma alabilir miyim?” diye sordu. Bu kez bir zorunluluktan değil, tamamen kendi isteğiyle kardeşini sevmek istiyordu.