Eve varıp kapıyı açtığımda Zeynep, mutfak dolabının dibine çökmüştü. Sekiz aylık Umut kucağındaki taşıyıcıya bağlıydı ve ağlıyordu. Zeynep’in elleri yorgunluktan titriyordu. Beni görünce gözyaşları içinde, “Özür dilerim baba, ayakta durmaya çalıştım,” dedi.
“Sakın özür dileme kızım, sen en doğrusunu yaptın,” diyerek yanına diz çöktüm. Bebek Umut’u kucağıma aldım, Zeynep’e bir bardak su verdim. Çocukların iyi olduğundan emin olduktan sonra o soruyu sordum: “Neden beni daha önce aramadın Zeynep?”
Zeynep başını öne eğdi. “Annem seni ararsam çok kızacağını söyledi. Sadece küçük bir işi olduğunu belirtti.” Sonra karanlık koridora, yatak odasına doğru baktı. “Ama evde başka bir telefon daha var baba. Yatak odasındaki çekmecede bazen çalıyor. Annem ona asla dokunmamamı tembihlemişti.”Umut’u kucağıma alıp Zeynep ile birlikte yatak odasına geçtik. Zeynep komodinin sol üst çekmecesini gösterdi. Çekmeceyi açıp tişörtleri kenara çektiğimde, daha önce hiç görmediğim siyah bir akıllı telefonla karşılaştım. Ekranı birden aydınlandı.
Ekranda “R” ismiyle kaydedilmiş kişiden gelen bir mesaj belirdi: “Serkan’ın öğrenmeyeceğini söylemiştin. Çocukları Zeynep’e bırakıp hemen buraya gel.”
Tam o anda, dış kapının kilidi sertçe döndü ve kapı yavaşça açılmaya başladı…Kapı açıldığında elinde hiçbir alışveriş poşeti veya paket olmayan Selin içeri girdi. Beni kucağımda Umut ve elimde siyah telefonla görünce olduğu yerde donakaldı. Yüzünde bir şaşkınlık yoktu; ne tuttuğumu gayet iyi biliyordu.
“Serkan… O telefon neden elinde?” diye sordu sesi titreyerek.