Sibel’in elindeki telefon gürültüyle yere düştü. Dizlerinin bağı çözülür gibi oldu.
Tam o sırada malikanenin ağır ahşap kapıları açıldı. Güvenlik müdürü Barış, yanında iki polis memuru ve Cihangir’in başavukatı Tülay ile içeri girdi.
Avukat Tülay elindeki resmi evrakları çıkararak Sibel’in karşısına dikildi: “Sibel Hanım, Cihangir Bey’in talimatıyla mülke giriş izniniz iptal edilmiştir. Ayrıca hakkınızda çocuk istismarı, şantaj ve polis ekiplerini asılsız ihbarla yanıltmaya teşebbüsten suç duyurusunda bulunuldu.”
Tülay sesini biraz daha düşürerek devam etti: “Ayrıca son beş ayın finansal dökümlerini inceledik. Şahsi hesaplarınıza usulsüzce aktardığınız 50 milyon liradan fazla parayı tespit ettik. Bu sadece bir aile içi anlaşmazlık değil, doğrudan nitelikli dolandırıcılıktır.”
Polis memurları hysteria krizine giren Sibel’in kollarını arkadan bağlayarak kelepçeyi taktılar. Sibel, “Cihangir beni dinle! O sadece basit bir bakıcı!” diye feryat ederken polisler tarafından evden çıkarıldı. Kapı kapandığında, devasa malikaneye derin ve huzurlu bir sessizlik hakim oldu.
Cihangir, kızlarının yanına dönüp koltukta oturan Gülseren’in önünde durdu.
“Gülseren,” dedi Cihangir. “Sen bugün sadece çocuklarımı değil, bu ailenin geleceğini de kurtardın. Kendi işini, rızkını ve itibarını riske atarak evlatlarıma siper oldun.”
Cihangir o günden sonra Gülseren’i evin tüm yönetiminden sorumlu kılarken, hak ettiği yüksek maaşı ve şartları ona sağladı. Artık iş gezilerini sınırlandıran ve her akşamını kızlarına ayıran Cihangir, ailesine bir daha asla hiçbir tehlikenin yaklaşamayacağı huzurlu bir yuva kurdu. O görkemli evde artık korku değil, sevgi ve güven sesleri yankılanıyordu.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.