Leyla… Derin…” dedi, sesi gözyaşlarının ağırlığıyla kısılarak. “Çok özür dilerim kızlarım. Her şey için çok özür dilerim.”
Çocuklar önce tereddüt etti, ardından babalarının boynuna sımsıkı sarıldılar. Derin, babasının kulağına fısıldadı: “Baba… Sibel bize kızacağını, seni üzersek bizi yatılı okula göndereceğini söylüyordu.”
Cihangir gözlerini kapatıp derin bir acıyla sarsıldı. İş temposu yüzünden çocuklarının sessiz çığlıklarını nasıl gözden kaçırdığını anladı. Onları bağrına bastıktan sonra başını kaldırıp kenarda gözyaşlarını silen Gülseren’e baktı.
“Teşekkür ederim Gülseren,” dedi minnet dolu bir sesle. “Ben kendi evlatlarıma kör bir babayken, sen onları korudun.”
Sibel durumu toparlamaya çalışarak öne fırladı: “Cihangir, sevgilim! Yanlış anladın! Bu kadın bana saldırdı, ben sadece çocukları disipline sokmaya çalışıyordum…”
Cihangir ayağa kalktı. Gözlerindeki sıcaklık yerini öldürücü bir soğukluğa bırakmıştı. “Bana yaklaşma,” dedi. “Ve tek bir kelime dahi etme.”
“Cihangir ben senin nişanlıyım!”
“Bu eve üç ay önce 30’dan fazla gizli ve yüksek çözünürlüklü kamera yerleştirdiğimi bilmiyordun, değil mi?” diye sordu Cihangir. “Bugün hiç havaalanına gitmedim. 45 dakikadır güvenlik odasında senin kızıma nasıl bağırdığını, oyuncağını nasıl fırlattığını ve masum bir kadına nasıl iftira atmaya çalıştığını izledim!”