O akşam Elif, bir polis memurunun kollarında hastaneye geldi. Minicikti. Yüzü kıpkırmızıydı. Buruş buruştu. Yaşıyordu. Yumruğu tıpkı annesininki gibi sıkılıydı. Onu Leyla’nın yanına yatırdıklarında, gelinim hâlâ uyuyordu; her yerinde kablolar vardı, balmumu kadar solgundu. Kulağına yaklaştım. “Leyla… kızım… Elif burada.” Göz kapakları titredi. Elif küçük bir ses çıkardı. Yüksek değil. Sadece ölümü, yalanları, korkuyu ve bir tabutun tahtasını aşacak kadar güçlü bir ses. Leyla gözlerini açtı. Önce anlayamadı. Sonra bebeği gördü. Yüzündeki ifade dağıldı.Kollarını yavaşça, acı çekerek uzattı. Hemşire tereddüt etti. “Hâlâ çok zayıf…” “Verin ona çocuğu,” dedim. Sesim sert değildi. Sadece basitti. Bazı anlar vardır ki, kimsenin bir anneyi bebeğinden ayırmaya hakkı yoktur. Elif, Leyla’nın göğsüne bırakıldı. Gelinim sessizce hıçkırmaya başladı. Zar zor konuşabiliyordu. Sonra kızının alnını öptü. Tekrar. Ve tekrar. Ve tekrar. Sanki her bir öpücük, çalınan bir dakikayı geri getiriyordu. İki gün sonra Selim resmen suçlandı. Onunla birlikte bir ebe, bir cenaze evi çalışanı, yaralı adam ve o sığınağın müdürü de alındı. Olay tüm bölgeyi sarstı. Gazeteler buna “Karacaahmet’teki Yarım Kalan Cenaze” adını verdi. Bir zamanlar kapalı panjurların ardındaki bağırmaları görmezden gelen komşular, aniden “zaten bir şeylerden hep şüphelendiklerini” iddia etmeye başladılar.Dinlemedim. Geç gelen cesaret, dünkü korkaklığı silmez. Selim nakledilmeden önce beni görmek istediğinde önce reddettim. Sonra gittim. Sevgiden değil. Gerçeğe olan borcumdan. Camın arkasında oturuyordu; zayıflamış, sakalları uzamış, gözlerinin altı çökmüştü. “Anne,” diye fısıldadı. O kelime içimi parçaladı. “Bugün bana öyle seslenme.” Başını eğdi. “Panikledim.” “Hayır.” Başını kaldırdı. “İşlerin bu noktaya gelmesini hiç istememiştim.” “İstemiştin,” dedim. “Sadece kimsenin öğrenmemesini ummuştun.” Dudakları titredi. “O benim de çocuğum.” Ona uzun uzun baktım. Sonra cevap verdim: “Bir çocuk, sadece kanını taşıyana ait değildir. Bir çocuk, onu koruyana aittir.” Gözlerini kapattı. “Aleyhimde tanıklık mı yapacaksın?” Tereddüt etmedim. “