Telefonumu masaya koyup oynat tuşuna bastım…Odayı telefonun hoparlöründen yayılan hışırtılı bir ses kapladı. Ardından yatak odamın kapısının açılma sesi ve Arif Bey’in o iğrenç fısıltısı duyuldu:
“Rüya… Nihayet uyudun. O meyve suyunun seni bayıltacağını biliyordum…”
Salonda dondurucu bir sessizlik oldu. Deniz’in nefesi kesildi. Emine Hanım tokat yemiş gibi geriledi. Cansu hıçkırıklara boğuldu. Arif Bey ise dehşet içinde telefona bakakaldı.
Sesi tam zamanında durdurdum ve çantamdan sarı bir dosya çıkarıp masaya bıraktım.
“Bu daha başlangıç,” dedim. “Sekiz yıl önce, Arif Bey Özel Bilge Koleji’nde müdürken, Selma adındaki genç bir rehber öğretmen ona karşı resmi şikâyette bulunmuştu. Masasındaki kahveye yatıştırıcı ilaç katıldığını belgelemişti. Ama Emine Hanım, ailesinin nüfuzunu kullanarak öğretmene 250 bin lira sus payı ödedi ve olayı kapattı.”
Deniz titreyen elleriyle dosyadaki belgeleri inceledi. Annesinin imzası çekin üzerindeydi.
“Ben iki ay önce durumu fark ettiğimde bir özel dedektif tuttum,” diye devam ettim. “Çünkü Deniz’e söylediğimde ‘babam eski kafalıdır’ deyip geçiştireceğini, Emine Hanım’ın ise suçu kıyafetlerime atacağını biliyordum.”
Arif Bey aniden ayağa kalkıp üzerime yürüdü: “Bu kayıt mahkemede hiçbir şey kanıtlamaz! Beni tuzağa düşürdüğünü söyleyeceğim!”
Geri adım atmadım. “Kanıtlamama gerek yok Arif Bey. Çünkü bu kaydı sadece bu salondakilere dinletmedim.”
Telefonumu elime alıp sessizden çıkardım. Ekranda 15 dakikadır açık olan bir arama vardı.
“Meltem Komiserim, hepsini duydunuz mu?”
Telefondan kararlı bir kadın sesi yankılandı: “Hepsini kaydettik Rüya Hanım. Ekiplerimiz şu an sokağınıza giriyor.”
Arif Bey olduğu yerde donakaldı. İlaçlı meyve suyu analiz raporu, geçmişteki okul belgeleri ve bu ses kaydı Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne çoktan iletilmişti. Bardağa konulan toz, illegal yollardan temin edilmiş ağır bir reçeteli yatıştırıcıydı.Siren sesleri evin önünde yankılandı. Polis ekipleri içeri girerek Arif Bey’e kelepçeyi taktı. Cansu ifade vermek üzere karakola götürülürken, Emine Hanım çöken saygınlığının enkazı altında gözyaşlarına boğuldu.
Deniz gözyaşları içinde önümde diz çöktü: “Rüya, lütfen yapma… Babam tutuklanırsa ailemiz, kariyerim, her şeyimiz mahvolur!”
Eşime son kez baktım: “Sizin aileniz sekiz yıl önce mahvolmuştu Deniz. Siz sadece o enkazın içinde yaşamayı seçtiniz. Ve bizim açımızdan… Artık ‘biz’ diye bir şey yok.”
Eşyalarımı alıp o zehirli evden dışarı çıktım. Yağmurlu Ankara gecesinde arabama bindiğimde arkama bile bakmadım. Yıllardır süren o yalanı ve kirli sırları geride bırakarak kendi hayatımı ve özgürlüğümü geri almıştım.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.