Eğer bu meyve suyunu içmezsen Rüya, beni küçümsediğini düşüneceğim… Ve bu evde bunun bedeli ağır olur.”
Kayınpederim Arif Bey, Ankara Çankaya’daki evimizin yatak odası kapısında elinde bir bardak portakal suyu ve yüzünde ürpertici bir tebessümle duruyordu. Saat gece yarısına yaklaşıyordu. Eşim Deniz iş seyahati için İzmir’deydi, kayınvalidem Emine Hanım ise hafta sonu için Eskişehir’e gitmişti. Evde sadece kayınpederim, görümcem Cansu ve ben vardık.
İki yıldır Deniz ile evliydim. Dışarıdan bakıldığında mükemmel bir aile gibi görünüyorlardı: Emekli lise müdürü olan ve sürekli ahlak dersi veren bir baba, aile prestijiyle övünen bir anne ve dünya etrafında dönüyormuş gibi davranan şımarık bir görümce. Ancak en temiz evlerde bile en kirli sırlar saklanırdı.