Babasının odasında annesinin ihanete uğradığını gördükten sonra çenesi kırılan çocuk, hastanede annesi oğlunun elini tutarak “Herkese söyle, merdivenlerden düştüm” dedi. Ancak oğlunun titreyen el yazısı, tüm aileyi ortaya çıkardı.
Hastane odasındaki beyaz yatakta Arda gözlerini açtığında, çenesi tellerle sabitlenmişti, yüzü tanınmayacak kadar şişmişti ve annesi kulağına fısıldıyordu: “Herkese merdivenden düştüğünü söyle.”
23 yaşındaki Arda Yılmaz, İstanbul’un Fatih ilçesinde ailesiyle yaşıyordu. Mühendislik son sınıf öğrencisiydi ve geceleri online işler yaparak babasına destek olmaya çalışıyordu. Babası Mehmet Yılmaz 52 yaşındaydı; inşaat şantiyelerinde saha sorumlusu olarak çalışıyordu. Sabah 6’da evden çıkar, gün boyu toz, çimento ve yorgunluk içinde çalışır, gece geç saatte eve dönerdi. Yine de kapıdan girer girmez ilk sorduğu şey hep aynı olurdu: “Arda yemek yedi mi?”
Annesi Elif Yılmaz 49 yaşındaydı, evin düzenini sağlardı. Mehmet hep, tüm hayatını Elif hiçbir şeye muhtaç olmasın diye çalışarak geçirdiğini söylerdi. Mahallede insanlar onları örnek bir çift olarak görürdü. Kandil gecelerinde Mehmet Elif’e özel hediyeler alır, bayramlarda evi birlikte temizler, maaşının büyük kısmını her ay Elif’e teslim ederdi. Arda, evlerinin küçük ama sağlam bir aile olduğunu düşünürdü.
Ama bir salı günü, o evin duvarlarından tüm renkleri söküp aldı.
O gün üniversitedeki proje toplantısı aniden iptal olunca Arda, annesine sıcak poğaça götürmeyi düşündü. Babası şehir dışındaydı, Esenyurt tarafındaki bir şantiyede çalışıyordu. Elif sık sık Mehmet yokken evin çok boş olduğunu söylerdi. Arda saat 1 civarı eve vardı. Sokağın başında siyah bir SUV araç park etmişti. Dikkat etmedi; belki bir usta gelmiştir, belki bir akraba diye düşündü.
Sessizce içeri girdi. Aklında annesini korkutup güldürmek vardı.
Ama yukarıdan sesler geldi.
Bunlar sıradan sesler değildi. Boğuk kahkahalar, yatak gıcırtısı ve bir oğlun annesinin odasından duymaması gereken nefesler… Arda’nın elindeki poğaça kutusu neredeyse düştü. İçine buz dolmuş gibi hissetti. Merdivenleri çıktı; her adım kulaklarında bir çekiç gibi vuruyordu.
Anne-babasının odasının kapısı aralıktı.
Arda kapıyı itti.
İçeride Elif vardı. Mehmet’in her gece yorgun düşerek yattığı yatakta, yanında bir adam duruyordu. 40’larının ortasında, iri yapılı, altın zincirli, pahalı parfüm kokan ve yüzünde utanma değil, bir rahatlık taşıyan biri…
Elif çarşafı üstüne çekip çığlık attı. Adam yavaşça doğruldu, sanki ev ona aitmiş gibi.
“Sen kimsin?” dedi sertçe.
Arda’nın kanı beynine sıçradı. “Burası benim evim! Sen kimsin?”
Adamın adı Murat Çelik’ti. Yaklaşık sekiz ay önce evlerinin tadilat işlerine yardım etmiş bir ustaydı. Mehmet’in çay ikram ettiği, güvendiği, mahallede iş bulmasına vesile olduğu biriydi.
Arda düşünmeden üzerine atıldı. Dövüş bilmiyordu; sadece babasının onurunu korumaya çalışan bir oğuldu. Attığı yumruk Murat’ın omzuna geldi, ama Murat kıpırdamadı bile. Arda’nın boğazını yakaladı ve sert bir yumrukla yüzüne vurdu.
Çatlama sesi önce duyuldu, acı sonra geldi.
Arda yere düştü. Gözlerinin önünde karanlık döndü. Kalkmaya çalışırken Murat bu kez kaburgalarına tekme attı. Nefesi kesildi. Sadece kan ve boğuk bir inleme kaldı.
Ama en ağır darbe yumruk değildi.
Annesinin söylediği cümleydi.
“Murat, hemen git buradan. Mehmet’e sakın haber verme. Ben hallederim.”
Elif, oğlunu yerden kaldırmadı. Adamı durdurmadı. Polisi aramadı.
Sadece çarşafı düzeltip Murat’ı kapıya kadar geçirdi.
Arda yerde yatarken annesine bakıyordu. Yüzünün yarısı uyuşmuştu, kalbinin yarısı yanıyordu. O anda evin nasıl yıkıldığını anladı: duvarlar yıkılınca değil, bir annenin sessizliğiyle.
Elif geri döndüğünde Arda yarı baygındı. Titreyen elleriyle oğlunun yüzüne dokundu, sonra korkuyla geri çekildi. Panikle ambulans çağırmadan önce odadaki izleri topladı, düğmeyi çekmeceye sakladı, çarşafı düzeltti.
Hastaneye götürülürken Arda neredeyse bilinçsizdi. Doktorlar çenesinin kırıldığını, iki kaburgasında çatlak olduğunu ve başında travma olduğunu söyledi. Elif hemen bir hikâye uydurdu:
“Merdivenden düştü doktor bey. Evde yalnızdı. Çok kötü düştü.”
Arda gözlerini açtı ama konuşamadı. Bağırmak istiyordu. Ona bunu Murat’ın yaptığını söylemek istiyordu. Ama çenesindeki teller, boğazındaki acı ve annesinin elini sıkıca tutması buna izin vermiyordu.
Tam o sırada koridordan Mehmet’in sesi duyuldu:
“Oğlum nerede?”
Elif’in yüzü bir anda kireç gibi oldu. ...
�� DEVAMI YORUMLARDA..