Halim’in yüzü kıpkırmızı oldu. “Bunu çok pişman olacaksınız!” diye bağırıp çıktı. İdil’in babası da peşinden gitti.
O gece fırtına başladı. Rüzgâr pencereleri sarsarken Tufan, ambarın arkasında ışık gördü. İdil’le birlikte paltolarını giyip dışarı çıktılar. Karın üzerinde taze ayak izleri uzanıyordu.
Ambara vardıklarında kapı aralıktı. İçeriden gaz yağı kokusu geliyordu.
Birden İdil, karanlıkta babasının sesini duydu.
“Ben sadece onları korkutacağımızı sanmıştım!”
“Çekil önümden!” diye kükredi Halim. “Bu iş bu gece bitecek!”
İdil kapıyı ittiği anda Halim’in elindeki fener yere düştü. Yağ, samanların üzerine yayıldı. Alevler bir anda yükseldi.Tufan, İdil’i dışarı çekti. Fakat arka bölümden birinin yardım çığlığı duyuluyordu. İdil’in babası devrilmiş bir kirişin altında kalmıştı.
“Bırak onu!” diye bağırdı İdil. “Sana yaptıklarından sonra…”
Tufan sözlerini duymadı. Ama kadının işaret ettiği yeri görünce tereddütsüz alevlerin içine koştu.
İdil bir an kımıldayamadı. Kendisini para karşılığında satan babasını kurtarmak için hayatını tehlikeye atan kişi, herkesin canavar sandığı adamdı.
Alevler kapıya yaklaşırken Tufan, kayınpederini omzunda taşıyarak dışarı çıktı. İdil ikisine de yardım etti. Tam o sırada Halim atına atlayıp kaçmaya çalıştı.Ancak çiftliğin çalışanı Rıfat, yangını görüp yetişmişti. İki işçiyle yolu keserek Halim’i durdurdu. Rıfat, Halim’in elindeki boş gaz yağı bidonunu da aldı. Kasabanın jandarmasına haber gönderdiler.
Yangın söndürüldüğünde ambarın yarısı kül olmuştu. Ama asıl gerçek ertesi sabah ortaya çıktı.
Jandarma, Halim’in evinde yaptığı aramada eski muhasebe defterlerini buldu. Tufan’ın babasının yıllar önce tespit ettiği usulsüzlükler bu defterlerde kayıtlıydı. Ayrıca Halim’in sakladığı mektuplar arasında, doktorun çocuğa uyguladığı işlemlerle ilgili yazışmalar vardı.
Bir mektupta şu cümle bulunuyordu: “Çocuk hiçbir şey anlatamayacak hâle gelmeli. Yoksa babasının gördüklerini söyleyecek.”