Annemin yumruğu yüzüme geldiğinde çevremizdeki hiç kimse ne olduğunu anlayamamıştı. Birkaç saniye önce doğmamış kızım için ayırdığım on sekiz bin doları korumaya çalışıyordum. Bir sonraki anda ise dengemi kaybederek havuza düşüyordum.
İkiz kardeşim Bahar, beyaz hamile elbisesiyle büyük balon kemerinin altında durmuş, bir eliyle karnını tutarken diğer eliyle gülüşünü gizlemeye çalışıyordu.
“Belki artık paylaşmayı öğrenir,” dedi çevredeki herkesin duyabileceği kadar yüksek bir sesle.
Soğuk su bedenimi tamamen sardığında karnımda keskin bir ağrı hissettim. Havuzun içinden çıkmaya çalışırken nefes almakta zorlanıyordum. Müzik çalmaya devam ediyor, misafirlerin çoğu şaşkınlıkla olanları izliyorduAnnem havuzun kenarından, “Sakın bu kutlamayı mahvetme!” diye bağırdı. Babam ise kimsenin yardım etmemesini söylüyordu.
Tam o sırada siyah servis üniforması giyen bir adam havuza atladı. Adı Mert idi ve Bursa’daki Göl Manzara Konağı isimli davet mekânında ziyafet sorumlusu olarak çalışıyordu. Mert beni merdivenlere doğru çekti. Başka bir çalışan ise hemen ambulansı aradı.
Suyum gelmişti. Görüşüm bulanıklaşıyor, bebeğimin hareketlerini hissedemiyordum. Babam yukarıdan bana bakarak, “Parayı annene verseydin bunların hiçbiri yaşanmazdı,” dedi.
Ben de titreyen bir sesle, “Bu yolu siz seçtiniz,” diye karşılık verdim.