Merhamet iliklerine işlemişti. Hayat bana farklı kartlar dağıtsaydı yetiştirmeyi umduğum türden bir adamdı. O gece, çoktan göçüp gitmiş atalarımın portreleri altında çalışma odamda oturdum ve vasiyetimi yeniden yazdım. Kurmak için kan döktüğüm imparatorluğun her kuruşunu, her mal varlığını, her metrekaresini Levent’e bıraktım. Bir yabancıya, evet. Ama artık değil. Bir hafta sonra aynı mağazaya geri döndüm. Bu sefer kılık değiştirmedim. Kir yok, "bozuk et" kokusu yok. Sadece ben, Halis Bey; kömür grisi takım elbisemle, cilalı bastonumla ve ayna gibi parlayan deri ayakkabılarımla. Şoförüm kapıyı açtı. Otomatik kapılar, sanki bir hükümdar gelmişçesine ardına kadar açıldı. Birdenbire her yer gülümseyen yüzler ve düzeltilen kravatlarla doldu. "Halis Bey! Ne büyük onur!"