Bana babamı hatırlattınız," dedi alçak sesle. "Geçen yıl vefat etti. Eski topraktı, sert adamdı, sizin gibi. Aynı bakışa sahipti—sanki dünyanın insanları nasıl öğütüp tükürdüğünü görmüş gibi." Duraksadı. "Hikâyeniz nedir bilmem beyefendi. Ama siz değerlisiniz. Bu insanların size değersiz hissettirmesine izin vermeyin." Boğazım düğümlendi. O sandviçe sanki altınmış gibi baktım. Tam orada, o an rolümü bozmak üzereydim. Ama sınav henüz bitmemişti. O gün, kirlerin ve kılığımın ardına gizlenmiş gözyaşlarıyla oradan ayrıldım. Kimse gerçekte kim olduğumu bilmiyordu; ne o sırıtan kasiyer, ne o göğsünü kabartan kat sorumlusu, ne de bana bir leke gibi değil de bir insan gibi davranıp sandviç veren Levent. Ama ben biliyordum. Levent o kişiydi. Eğitilemez, satın alınamaz, taklit edilemez bir kalbi vardı.