Mektubu elimden düşürdüm.
Hemen konağa koştum.
Rasim avluda beni bekliyordu.
Mektubu uzattığımda yüzündeki ifadeyi hiç unutmayacağım.
Okudukça beti benzi attı.
Sonra sessizce sandalyeye oturdu.
“Bilmiyordum,” dedi.
İlk kez o güçlü adamın gözlerinde gerçek korku gördüm.
O gün evliliğimizin resmi işlemlerini durdurmak için kasabaya gittik. Düğün yapılmıştı ama resmi nikâh işlemleri henüz tamamlanmamıştı.
Hayat bazen insanı korkunç bir uçurumun kenarına kadar getirip son anda geri çekiyordu.
Ama hikâyemiz orada bitmedi.
Çünkü annemin mektubunda başka bir gerçek daha vardı.
Rasim yıllarca benim dayım olduğunu bilmeden beni korumuştu.
Pazara giderken uzaktan takip etmiş.
Kocam öldüğünde borçlarım yüzünden evime haciz gelmek üzereyken borcun bir kısmını isimsiz olarak o ödemiş.
Bahçemdeki su kuyusu çöktüğünde ustaların parasını gizlice o vermiş.
Ben yıllarca bütün bunların şans olduğunu sanmıştım.
Rasim ise karşıma çıkıp gerçeği anlatmaya cesaret edememişti.
Ta ki bana karşı hislerinin değiştiğini fark edene kadar.
O gün konağın merdivenlerinde otururken ikimiz de uzun süre konuşmadık.
Sonunda Rasim başını eğdi.
“Ben seni hayatımda tutmak istedim,” dedi. “Ama yanlış bir şekilde.”
Elimi omzuna koydum.
“Belki de hayatında olmam gerekiyordu. Sadece eşin olarak değil.”
Aylar geçti.
Köyde dedikodular bitmedi.
Ama ben artık önemsemiyordum.
Konağın yanındaki eski müştemilatı küçük bir üretim atölyesine çevirdik. Köyün yalnız yaşayan kadınları orada reçel, tarhana, erişte yapmaya başladı. Rasim ürünlerin şehre satılması için bağlantılar kurdu.
Ben de yıllar sonra ilk kez büyük bir ailenin parçası gibi hissettim.