Beni tanımıyorsun bile,” dedim.
“Tanıyorum.”
“Nasıl?”
“Altı yıldır seni görüyorum.”
Bu cevap içimi tuhaf bir şekilde ürpertti.
Meğer pazarda, çeşme başında, köy düğünlerinde defalarca karşılaşmışız. Ben farkında bile değilmişim.
Teklifini önce reddettim.
Fakat Rasim ısrar etmedi.
Sadece,
“Düşün. Konağıma hizmetçi değil, eş arıyorum,” dedi.
Sonra çekip gitti.
Günlerce o cümleyi düşündüm.
Yalnızlık insana zamanla alışkanlık gibi geliyor. Ama geceleri evin duvarları sessizleştiğinde insan bazı gerçeklerden kaçamıyor.
Ben de yorulmuştum.
Tek başına güçlü görünmekten, hastalandığımda kendi çorbamı yapmaktan, kötü bir rüyanın ardından konuşacak kimse bulamamaktan…
Bir ay sonra Rasim’in teklifini kabul ettim.
Köy ayağa kalktı.
“Rasim Ağa neden Neriman’ı seçti?”
“Bu yaşta evlilik mi olur?”
“Kesin arazisi için aldı.”
Arkamdan söylenenleri duyuyordum.
Ama önemsemedim.
Düğünümüz gösterişsizdi. Konağın avlusunda uzun masalar kuruldu. Davullar çalındı, yemekler dağıtıldı.
Rasim gün boyunca yanımdan neredeyse hiç ayrılmadı.
Fakat düğünün bitip konağın kapıları kapandığı anda içime açıklayamadığım bir tedirginlik çöktü.
Yatak odası konağın üst katındaydı.