Size yine dede diyebilir miyim?” diye sordu.
Yetmiş iki yaşında bir adamın kalbi o anda yeniden gençleşebilir mi?
Benimki gençleşti.
Elini tuttum.
“Ben otuz yıldır bunu duymayı bekliyorum.”
Aradan iki yıl geçti.
Taylan ile Nisan’ın şimdi küçük bir kızları var.
Adını Aylin koydular.
Geçen hafta torunumun çocuğunu kucağıma aldım.
Nisan yanıma gelip başını omzuma yasladı.
“Biliyor musun dede,” dedi, “hayat bazen insanı başladığı yere geri getiriyor.”
Ben başımı salladım.
Ama yıllar bana başka bir şey öğretmişti.
Aile olmak yalnızca aynı kanı taşımak değildir.
Bazen bir çocuğun ateşli gecesinde başında beklemektir.
Bazen yıllarca bir sandığın içinde onun fotoğraflarını saklamaktır.
Bazen de otuz yıl boyunca dönmeyeceğini düşündüğünüz birine kalbinizde hâlâ yer ayırmaktır.
Ben İpek’in gerçek dedesi değildim.
Ama onu gerçekten sevmiştim.
Belki de bu yüzden hayat, yıllar sonra onu yeniden kapıma getirdi.
Üstelik bu kez yabancı biri olarak değil…
Oğlumun gelini olarak.
O gün anladım ki bazı insanlar ailemize doğarak girmez.
Bazıları sevgimizle ailemiz olur.
Ve gerçek sevgi, aradan kaç yıl geçerse geçsin, eve dönüş yolunu asla unutmaz.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.