Aylar boyunca İpek’i aradım.
Polise gittim.
Hastaneleri dolaştım.
Çocuk esirgeme kurumlarına başvurdum.
Gazetelere ilan verdim.
Her gördüğüm küçük kız çocuğunda onu aradım.
Ama hiçbir iz bulamadım.
Yıllar geçti.
Hayat devam etti.
Taylan büyüdü.
Ama ben İpek’i hiçbir zaman unutmadım.
Şimdi karşımda oğlumun karısı duruyordu.
Ve boynunda İpek’e verdiğim kolye vardı.
“Nisan…”
Sesim titriyordu.
“O kolyeyi nereden buldun?”
Nisan’ın yüzü bir anda ciddileşti.
Elini kolyesinin üzerine koydu.
“Çocukluğumdan beri bende.”
“Arkasında bir yazı var mı?”
Uzun süre sustu.
Sonra gözlerinin dolduğunu gördüm.
“Var.”
“Nedir?”
Dudakları titredi.
“Dedenden İpek’e.”
Dizlerim çözüldü.
Sandalyeye oturdum.
O anda mutfağın duvarları üzerime geliyormuş gibi hissettim.
“İpek…”Bu ismi otuz yıl sonra ilk kez bu kadar umutla söylemiştim.
Nisan gözlerini kapattı.
Tam o sırada Taylan içeri girdi.
“Ne oldu size?”
Nisan bana baktı.
Sonra beklemediğim bir şey söyledi.
“Ben sizin kim olduğunuzu zaten biliyorum.”
Başımı kaldırdım.
“Ne zamandır?”
“Düğünden önce öğrendim.”
Taylan şaşkınlıkla eşine baktı.
Nisan anlatmaya başladı.
Kazadan sonra onu bulan kişiler bir hastaneye götürmüşler.
Başındaki darbe nedeniyle uzun süre konuşamamış.
Adını bile tam hatırlayamıyormuş.
Üzerinde kimlik yokmuş.
Tek sahip olduğu şey boynundaki kolyeymiş.
Kayıt karmaşası yüzünden ailesine ulaşılamamış.
Aylar sonra koruyucu aileye verilmiş, ardından evlat edinilmiş.
Yeni ailesi ona Nisan adını vermiş.
Onu büyüten anne ve babası, on sekiz yaşına geldiğinde gerçeği açıklamış.
Nisan yıllarca biyolojik ailesini araştırmış.
Ama elindeki bilgiler çok azmış.
“Taylan’la tanışana kadar hiçbir şey bilmiyordum,” dedi.
“Sonra sizin soyadınızı duydum. Bir gün Taylan eski aile fotoğraflarını gösterdi.”
Bana baktı.
“Fotoğraflardan birinde küçük bir kız sizin omuzlarınıza oturmuştu.”
Nefesim kesildi.
“Hatırladın mı?”
“Hayır,” dedi. “Ama fotoğrafın arkasında İpek yazıyordu.”
Nisan daha sonra eski dosyalarına bakmış.
Kazanın tarihi ile aile kayıtları uyuşmuş.
Sonra internette yıllar önce verilmiş bir gazete ilanına ulaşmış.
İlanda benim ismim varmış.
“Peki neden bana söylemedin?” diye sordum.
Gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Çünkü ya yanlışsam diye korktum.”
Bir süre sustu.
Sonra,
“Bir de beni istemeyeceğinizden korktum,” dedi.
O cümle içimi paramparça etti.
Ayağa kalktım.
“İstememek mi?”