G-892JKVGF0C

Gözlerine bakamadım. Bakarsam,

Hastaneden nasıl çıktık, arabaya nasıl bindik hatırlamıyorum. Dışarıda kasvetli, yağmurlu bir bahar sabahı vardı ama benim içimdeki cehennem alev alev yanıyordu. Aslı direksiyona geçtiğinde ağlamaktan gözleri kıpkırmızı olmuştu. Motoru çalıştırdı ama gaza basmadı. Önce çantasından telefonunu çıkardı.

“Kaan’ı arayacağım,” dedi burnunu çekerek. “Hemen buraya gelsin. Tek başıma bu yükü taşıyamayacağım. Annem hamile demek… Delireceğim sanki.”Hayır!” diye bağırdım birden, ona doğru atılarak. Sesim o kadar panik doluydu ki Aslı irkilerek telefonu kucağına düşürdü. “Arama onu… Lütfen. Sadece eve gidelim. Biraz düşünmem lazım. Yalvarırım.”

Bana anlam veremeyen, acıyan ve aynı zamanda tiksinen bir bakış attı. “Seni tanıyamıyorum anne,” dedi fısıltıyla. Telefonu yerine koydu ve arabayı yola çıkardı.

Eve giden o kırk dakikalık yolculuk, hayatımın en uzun işkencesiydi. Camdan dışarı bakarken, karnımın içindeki o minik nabzı hisseder gibiydim. Doğuramazdım. Tıbben riskliydi, evet ama asıl risk doğduğunda yüzünün, gözlerinin kime benzeyeceğiydi. Ancak bu yaşta, bu haftaya ulaşmış bir gebeliği sonlandırmanın da beni masada bırakma ihtimali çok yüksekti.Kendi ölüm fermanımı kendi ellerimle yazmıştım.

Evin önüne geldiğimizde, o tanıdık siyah arabanın kapıda park halinde olduğunu gördüm. Kaan’ın arabasıydı. Kendi anahtarıyla çoktan içeri girmiş olmalıydı.

Aslı arabayı park edip hızla indi, ben ise kapıyı açarken ellerimin uyuştuğunu hissediyordum. Daire kapısından içeri adım attığımızda, Kaan salondaki koltukta oturuyordu. Bizi gördüğünde ayağa kalktı. Yüzünde sıradan, meraklı bir ifade vardı.
Reklamlar