G-892JKVGF0C

Bebeği tek başıma büyütmemi söyledi; on sekiz ay sonra Boston Logan Havalimanı’nda üç küçük çocuk gördü ve ne kaybettiğini anladı

*"Bana, bebeği tek başıma büyütmemi söyledi. Aradan on sekiz ay geçti. Sonra Boston Logan Havalimanı'nda üç küçük çocuğu gördü ve geride bıraktığı şeyin ne olduğunu sonunda anladı."*

Eski sevgilim çocuklarını ilk kez gördüğünde, aylık kiramdan daha pahalı olan telefonu elinden kayıp terminalin zeminine düştü ve paramparça oldu.

On sekiz ay önce bana, baba olmanın kendi kusursuz planladığı hayata uymadığını söylemiş ve bebeğimizi tek başıma büyütmemi istemişti.

Şimdi ise Boston Logan Havalimanı'nın tam ortasında durmuş, kendi gözlerini, gülüşünü ve terk etmeyi seçtiği geleceği taşıyan üç küçük çocuğa bakıyordu.

Sonrasında yaşananları ne o ne de ben hayal edebilirdik.

Benim adım *Merve*.

Ve *Emir Yılmaz*, çocuklarımıza baktığı an, hayatı hakkında inandığı her şeyin paramparça olduğunu anladım.

Her şey Boston Logan Havalimanı'nın C Terminali'nde, kalabalık bir sabah yaşandı.

Yolcular kalkış kapılarına yetişmeye çalışıyordu.

Anonslar terminalde yankılanıyordu.

İş insanları pahalı valizlerini peşlerinden sürükleyerek durmadan yürüyordu.

Ve bütün bu hareketliliğin tam ortasında *Emir Yılmaz* duruyordu.

Uzun boylu...

Şık giyimli...

Telefonunu kulağına dayamıştı.

Milyarder bir gayrimenkul yatırımcısı olan Emir, onu on sekiz ay önce son gördüğüm gündekiyle tamamen aynı görünüyordu.

Tam o sırada kızımız yürüyerek doğruca onun önüne geldi.

Üzerinde parlak sarı bir kazak vardı.

Küçük elinde yarım bir kraker tutuyordu.

"Merhaba." dedi gülümseyerek.

"İster misin?"

Emir olduğu yerde donup kaldı.

Kraker yüzünden değil.

Çünkü kızımızın maviye çalan gri gözleri, tıpkı onun gözleriydi.

Telefon konuşması devam ediyordu.

Sayılar...

Bir sözleşme...

Milyonlarca liralık bir anlaşma...

Ama artık hiçbirini dinlemiyordu.

Ben de dinlemiyordum.

Çünkü beni terk ettikten sonra ilk kez, ardında bırakmayı seçtiği hayata bakıyordu.

Kızımızın arkasında oğlumuz ve diğer kızımız duruyordu.

Üç küçük çocuk...

Onun üç parçası...

Hayatında hiç tanışmadığı üç evladı...

Telefonu parmaklarının arasından kayıp yere çarptığında, on sekiz aydır içime gömdüğüm bütün duygular yeniden gün yüzüne çıktı.

Göz göze geldik.

Kısa bir an için sanki havaalanındaki herkes yok olmuştu.

"Merve..." dedi.

Sesi farklı geliyordu.

Sanki küçülmüş gibiydi.

Oğlumuzu kucağımda biraz daha yukarı kaldırıp başımı hafifçe salladım.

"Emir."

Sonra tekrar çocuklara baktı.

Gerçeğin yüzüne yavaş yavaş yerleştiğini gördüm.

Dudakları aralandı.

Göğsü hızla inip kalktı.

"Onlar..." diye fısıldadı.

Ne sormak istediğini zaten biliyordum.

"Evet."

Tek kelimelik cevabım onu söylenebilecek her şeyden daha fazla sarstı.

"Onlar senin çocukların."

On sekiz ay önce Emir, hayatının tamamen kendi kontrolünde olduğuna inanıyordu.

Bir milyarderdi.

Bir şirketin patronuydu.

Ve istediği her şeyi elde etmeye alışkındı.

İlk kez, okuma yazma eğitimi veren bir vakıfta çalışırken düzenlenen yardım gecesinde tanışmıştık.

Oradaki çoğu insanın aksine ben onun servetinden ya da gücünden etkilenmemiştim.

Sahneye çıkıp büyük bir bağış çeki verdiğinde gülümseyerek şöyle demiştim:

"Belki bir dahaki sefere tatlı servisi başlamadan yetişirsiniz."

Şaşırtıcı bir şekilde kahkaha atmıştı.

O gece her şeyi değiştirdi.

Sonraki bir yıl boyunca deliler gibi âşık olduk.

Ya da en azından ben öyle sanıyordum.

Emir akşamlarını benim küçük dairemde geçirirdi.

Birlikte yemek yapardık.

Ben eski mobilyaları sarıya boyarken mutfağın zemininde yalın ayak otururdu.

Çünkü bana göre her evin biraz mutluluğa ihtiyacı vardı.

Bir süreliğine kimsenin göremediği tarafını görmüştüm.

İyi kalpli bir adamı...

Şefkat gösterebilen bir adamı...

Sevebilen bir adamı...

Sonra hamile olduğumu öğrendim.

Bunu ona söylediğim gün, hayatımızın en mutlu günü olmalıydı.

Ama tam tersine bizi birbirimizden kopardı.

Yüzündeki ifadeyi hâlâ unutamıyorum.

Sessizliği...

Paniği...

Korkusu...

"Bu her şeyi değiştiriyor." dedi.

"Bunu birlikte çözeriz." diye cevap verdim.

Ama Emir başını salladı.

"Hayır."

Tek kelime...

Soğuk...

Kesin...

Sonraki haftalarda benden giderek uzaklaştı.

İş toplantıları bahane oldu.

Telefon konuşmaları kısaldı.

Aramızdaki sıcaklık tamamen kayboldu.

Sonunda yağmurlu bir akşam, uzun zamandır düşündüğü şeyi söyledi.

"Ben buna hazır değilim."

Yüzüne baktım.

"Bir bebeğimiz olacak."

"Hayır." dedi sessizce.

"Senin bir bebeğin olacak."

Bu sözler, bana söylenebilecek her şeyden daha çok canımı acıttı.

"Çocuğun maddi ihtiyaçlarını karşılayabilirim." diye devam etti.

"Ama senden beklediğin baba rolünü oynayacakmışım gibi davranmayacağım."

Ağladım.

Ona yalvardım.

Ama kararını çoktan vermişti.

"Bebeği nasıl istiyorsan öyle büyüt." dedi.

"Sadece benden bunun bir parçası olmamı bekleme."

Sonra arkasını dönüp gitti.

Emir'in hiçbir zaman bilmediği şey ise, bu hamileliğin içinde onu bekleyen büyük sürprizdi.

Bir bebek değil...

İki bebek değil...

Üç bebek...

Üçüzler...

Hayatımı yorgunlukla, kahkahalarla, karmaşayla ve hayal edebileceğimden çok daha büyük bir sevgiyle dolduran üç güzel çocuk...

Ve şimdi...

On sekiz ay sonra kader bizi bir havaalanı terminalinin tam ortasında yeniden karşı karşıya getirmişti.

Emir üç küçük çocuğa, sanki gerçek olamayacak kadar inanılmaz bir şey görmüş gibi bakıyordu.

Sonra oğlumuz ona doğru elini uzattı.

Minicik bir el...

Çok basit bir hareket...

Ve onu tanıdığım ilk günden beri ilk kez, hayatı boyunca duygularını göstermemeye çalışan o milyarder adam tamamen yıkılmış görünüyordu.

Tam yeniden konuşacakken terminalin diğer ucundan biri onun adını haykırdı.

Arkamı döndüm.

Bir kadın koşarak bize doğru geliyordu.

Emir onu gördüğü anda yüzündeki bütün renk kayboldu.

İşte o an anladım ki...

En büyük sır, çocuklarını terk etmiş olması değildi.

Asıl sır...

Az önce onu bulan kadının kim olduğuydu.

*Devamı ilk yorumda...* ������
Reklamlar