42 yaşımda adama aşık oldum beni eve alıp s.. Devamını oku.42 yaşımda aşık oldum, hiç kimseye haber vermeden aramızda anlaşıp nikah yaptık, gerçekten aşkı iliklerime kadar hissettim onunla, bana düşkünlüğü, hayal dahi edemeyeceğim güzel sözleri, ilgisi ayaklarımı yerden kesmişti. Onun işten eve gelmesini büyük bir heyecanla beklerdim, uzun uzun sohbetler eder gülerdik, aylarca bu şekilde devam etti mutluluğumuz. Son günlerde önemli işleri olduğu için biraz gecikmeye başlamıştı ama bunu sorun etmedim, geçici bir dönemdir diye düşündüm, sabırla düzelmesini beklerken eve geliş saatleri dahada uzamaya başladı, bu durum beni rahatsız etsede giderek alışmaya başlamıştım. Bi
Bir gün çok sevdiğim ve her sözüne güvendiğim bir dostum aradı, şuan eşini bekliyorsun değilmi dedi evet dedim, artık dayanamadım seni aradım, eşini boşuna bekleme, ne yaptığını öğrenmek istiyorsan işyerine ofisine git kendin gör dedi, o an elim ayağım buz tuttu sanki, paltomu bile almadan çıkmışım evden, hemen bir taksi durdurdum adresi söyledim acele et dedim, ofisine geldiğimi gören çalışanların yüz ifadesi değişti hiç kimseyi umursamadan bir hışımla açtım kapıyı daldım odasına…
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Kapıyı bir hışımla açtım. Odanın içindeki manzara gözlerime bir an bulanık geldi. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki kulaklarım uğulduyordu. Bir saniyelik sessizlik… Ardından bir çığlık: “ŞŞŞŞ!” O an herkes bana döndü. Eşim… masasının önünde ayakta duruyordu. Gözleri kocaman açılmıştı. Yanında iki çalışanı ve… telefondaki o dostum. Dostum. Elinde bir kutu vardı. Eşim bir adım bana doğru geldi. “Erken geldin…” dedi şaşkınlıkla. Ben konuşamadım. Boğazım düğümlendi. İçimde saniyeler içinde bin tane senaryo yazılmış, bin tanesi yıkılmıştı. “Ne yapıyorsunuz burada?” diyebildim zorla. O sırada masanın üzerindeki beyaz örtü kaydı. Altından kırmızı güller, mumlar, küçük bir pasta ve üzerinde yazan cümle göründü: “Hayatımın En Güzel Tesadüfü
Başım dönmeye başladı. Dostum utangaç bir şekilde yaklaştı. “Beni öldüreceksin biliyorum… ama sürprizi mahvettin.” Eşim o an derin bir nefes aldı, gözleri doldu. “Son haftalarda geç gelmemin sebebi buydu…” dedi. “Seninle tanışmamızın yıl dönümünü unutmadım. Gizli nikahımızı kimse bilmedi, düğün yapmadık… Sana hayal ettiğin o günü yaşatmak istedim.” Dostum araya girdi: “Bütün planı benle yaptı. Mekan ayarlandı, küçük bir organizasyon hazırlandı. Senin gelinlik giymek isteyip de giymediğini biliyorum diye söyledi bana…” Bacaklarım titredi. “Ben… ben kötü bir şey sandım…” dedim fısıltıyla. Eşim yanıma geldi. Elleri yüzümü tuttu. Gözlerimin içine baktı. “O ihtimali aklına getirdiğin için kendime kızıyorum. Sana güven duygusunu eksik mi hissettirdim?
?” O an gözyaşlarım boşaldı. Onun göğsüne yaslandım. “Hayır… sadece korktum. Çünkü seni çok seviyorum.” O da ağlıyordu. “Ben de seni. Hem de 42 yaşımda yeniden doğmuş gibi. Sana sürpriz yapmak istedim ama seni korkutmuşum.” O gün ofisteki küçük masa başı hazırlık aslında daha büyük bir planın parçasıydı. Dostumun telefon etmesi planın bir bölümüydü — beni ofise çekmek için. Ama zamanlama yanlış olmuş, heyecan paniğe dönüşmüştü. Akşam olduğunda beni götürdükleri küçük salonu gördüğümde içimdeki bütün kırgınlık eridi. Beyaz sade bir elbise… küçük bir nikah masası… birkaç yakın dost… Eşim diz çöküp elimi tuttu. “Kimseye haber vermeden evlendik ama bugün seni herkesin önünde bir kez daha istiyorum. Benimle yeniden evlenir misin?
O an anladım… Aşk sadece heyecan değilmiş. Aşk bazen korkunun içinden geçip güvene varmakmış. Bazen yanlış anlama, doğru bir sevginin sınavıymış. Gülümsedim. “Evet… her şeye rağmen evet.” Ve o gece, aylarca geciken geliş saatlerinin aslında benim için kurulan bir hayalin parçası olduğunu öğrendim.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
60 yaşındaki bir kadınla evlendiğim için herkes bana deli dedi,” ama düğün gecesi omzundaki doğum lekesini görünce fısıldadığı sözler hayatımı altüst etti.
Aysel Hanım derin bir nefes aldı. Gözlerinden süzülen yaşları silmeye bile çalışmadı.
“Çünkü o doğum lekesi sadece bir ben değil,” dedi kısık bir sesle. “O, yıllardır saklanan bir gerçeğin işareti.”
Kalbim deli gibi atıyordu.
“Ne demek istiyorsun?”
Yatağın kenarına oturdu, elleri titriyordu.
“Bundan otuz beş yıl önce annenin en yakın arkadaşı bendim. Aynı mahallede büyüdük, aynı sırları paylaştık. Hatta insanlar bizi kardeş sanırdı.”
Annemin adını duyunca nefesim kesildi.
“Ama sonra her şey değişti.”
Başımı iki elimin arasına aldım.Lütfen uzatma. Bana gerçeği söyle.”
Aysel Hanım gözlerini bana çevirdi.
“Sen doğduğun gün hastanede büyük bir karışıklık yaşandı.”
Bir an donup kaldım.
“Ne karışıklığı?”
“O gece aynı anda iki erkek bebek dünyaya geldi. Biri sendin… Diğeri benim oğlumdu.”
Sözleri beynimde yankılandı.
“Ne?”
“Yangın alarmı çaldı. Elektrikler kesildi. Hastanede büyük bir panik yaşandı. Günler sonra her şey normale döndü ama kimse bebeklerin yanlış ailelere verildiğini fark etmedi.”
Dizlerimin bağı çözüldü.
“Yani… Ben…”
“Evet.”
Aysel Hanım hıçkırarak ağlamaya başladı.
“Sen benim öz oğlumsun.”
Dünyam başıma yıkılmıştı.
“Hayır… Bu imkânsız.”
Çantasından eski bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafta annemle birlikte genç bir kadın gülümsüyordu.
Kadın, Aysel Hanım’dı.
İkisinin de omzunda aynı doğum lekesi görünüyordu.
“Annen bunun farkındaydı mı?” diye sordum.
Başını yavaşça salladı.
“Hayır. O da yıllarca gerçeği bilmeden yaşadı.”
“Peki bunu sen nasıl öğrendin?”
Derin bir nefes aldı.“Üç yıl önce ağır bir ameliyat geçirdim. Kan grubumla ilgili inceleme yapılırken bazı sonuçlar doktorların dikkatini çekti. Daha sonra tesadüfen eski hastane kayıtlarına ulaştım. DNA testi yaptırdım.”
Cebinden katlanmış bir dosya çıkardı.
Dosyanın üzerinde laboratuvar mührü vardı.
Titreyen ellerimle açtım.
Sonuç tek cümleydi.
Biyolojik anne: %99,99 uyum.
Artık inkâr edecek hiçbir şey kalmamıştı.
Boğazım düğümlendi.
“Peki neden bana daha önce söylemedin?”
“Çünkü seni kaybetmekten korktum.”
Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
Gerçeği öğrenince beni nefret ederek terk edeceğini düşündüm. Sonra seni uzaktan tanımaya başladım. Seni gördükçe sana karşı annelik duygularım güçlendi. Ama gerçeği söylemeye cesaret edemedim.”
“Öyleyse benimle neden evlendin?”
Bu soruyu sorarken sesim bile yabancı geliyordu
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.Aysel Hanım gözlerini yere indirdi.
“Çünkü çok hastayım.”
O an bütün öfkem yerini sessizliğe bıraktı.
“Doktorlar bana en fazla altı ay ömür biçti.”
Yutkundum.
“Benimle evlenerek bütün mal varlığımı sana bırakmak istedim. Vasiyet hazırlasam akrabalarım dava açacaktı. Ama eşim olduğunda kimse buna engel olamayacaktı.”
“Yani bütün bunlar…”
“Hayır.”
Sözümü kestiSana duyduğum sevgi sahte değildi. Ama bu sevgi bir annenin sevgisiydi. Sen ise bunu aşk sandın. Seni kırmaktan korktum. Her gün gerçeği söylemek istedim ama her seferinde sustum.”
Gözlerimden yaşlar akmaya başladı.
Yıllardır bana anne sevgisi gibi gelen o şefkati neden bu kadar huzurlu bulduğumu ilk kez anlıyordum.
Çünkü içgüdüler yalan söylemiyordu.
Dakikalarca konuşmadan oturduk.
Sonunda ayağa kalktım.
“Bu evlilik devam edemez.”
Başını eğdi.
“Biliyorum.”
Ertesi sabah kimseye açıklama yapmadan aile mahkemesine başvurduk.
DNA raporları ve hastane kayıtları incelendikten sonra evliliğimiz mutlak butlan nedeniyle geçersiz sayıldı.
Haber kısa sürede bütün kasabaya yayıldı.
Daha düne kadar beni aşağılayan insanlar bu kez şaşkınlık içindeydi.
Kimse gerçeğin böyle olacağını tahmin etmemişti.
Ben ise doğruca mezarlığa gittim.
Beni büyüten annemin mezarı başında saatlerce oturdum.
“Sen benim gerçek annem olmayabilirsin,” dedim gözyaşları içinde.
“Ama bana sevgiyi sen öğrettin. Ben senin oğlundum, hep de öyle kalacağım.”
Aradan dört ay geçti.
Aysel Hanım’ın hastalığı hızla ilerledi.
Her hafta onu ziyaret ettim.
Bu kez bir eş olarak değil…
Yıllar sonra gerçek annesini bulmuş bir evlat olarak.Son günlerinde elimi tuttu.
“Bana anne der misin?” diye fısıldadı.
İlk kez o kelimeyi söyledim.
“Anne…”
Yüzünde tarifsiz bir huzur belirdi.
Birkaç dakika sonra son nefesini verdi.
Cenazesinde hem beni büyüten annemin hem de beni dünyaya getiren annemin fotoğraflarını yan yana taşıdım.
O gün şunu öğrendim:
Bir insanı anne yapan yalnızca doğurmak değildir.
Bir insanı evlat yapan da yalnızca kan bağı değildir.
Bazen kader, insanı en büyük yanlışa sürükler.
Ama gerçek ortaya çıktığında, geriye kin değil; affetmek, kabullenmek ve sevdiklerini doğru isimlerle anabilmek kalır.
Ben iki anneye sahip olduğumu çok geç öğrendim.
Birini kaybettiğimde çocukluğumu, diğerini bulduğumda ise kim olduğumu öğrendim. Her ikisini de aynı yıl toprağa verdim ama bana bıraktıkları sevgi, hayatım boyunca taşıyacağım en büyük miras oldu.