Murat, önce Aylin’i sonra Gül’ü gördü. Yüzü bembeyaz oldu.
Ancak yakalanmış bir adam gibi görünmüyordu. Daha çok, yıllar önce verdiği bir sözün sonuna gelmiş biri gibiydi.
Gül, Murat’ı kendisinin çağırdığını söyledi. Ardından ona dönüp tek bir soru sordu:
“Onu sakladın mı?”
Murat cüzdanından eski ve kat yerleri neredeyse yırtılacak kadar incelmiş bir kâğıt çıkardı.Aylin notu açtığında şu cümleleri okudu:
“Ona her zaman istendiğini hissettireceğine söz ver. Birinin onu terk ettiğini düşünmesine asla izin verme.”
Aylin, notu okuduktan sonra aklına gelen ilk ihtimali sordu.
“Duru sizin kızınız mı?”
Murat hemen hayır cevabını verdiGerçek çok daha farklıydı.
Gül, Duru’nun yıllar önce İstanbul’daki bir hastanede çalışan yenidoğan hemşiresiydi. Duru on haftadan fazla erken doğmuş, yaklaşık dört ay boyunca kuvözde kalmıştı. Biyolojik ailesinden kimse geri dönmemişti.
Gül, Duru’yla hastanedeyken yakından ilgilenmişti. Ona şarkılar söylemiş, masallar okumuş, aldığı her gram için sevinmiş ve geceleri battaniyesinden çıkardığı küçük ayağını yeniden örtmüştü.