G-892JKVGF0C

Üvey Annem, Ölen Annemin Bana Diktiği Mezuniyet Elbisesinin Aynısını Gizlice Yaptırıp Beni Herkesin İçinde Küçük Düşürmek İstedi…

Onu hemen tanıdım.
Annemin yıllarca birlikte çalıştığı terzi arkadaşlarından biriydi.
"Sema."
Kadının sesi bütün salonda yankılandı.
"Bu elbiseyi sen diktirmedin."
Sema durdu.
Kadın devam etti.
"Geçen ay dükkânıma geldin. Bu modelin aynısını istediğinde sana bunun özel bir tasarım olduğunu söyledim. Hatta sana bunun bir anıya ait olabileceğini ve kopyalamak istemediğimi anlattım."
Salondaki herkes nefesini tutmuştu.
"Sen ise bana 'Bir genç kıza küçük bir ders vereceğim.' dedin."
Artık herkes gerçeği biliyordu.
Sema'nın söyleyecek hiçbir şeyi kalmamıştı.
Başını öne eğerek hızla salonu terk etti.
Babam onun arkasından gitmedi.
Olduğu yerde kaldı.
İlk kez eşini değil, beni seçmişti.
Yavaşça bana döndü.
"Bugüne kadar sana karşı büyük haksızlık yaptım."
Gözlerinden yaş süzülüyordu.
"Annen yaşasaydı benden utanırdı."
Bu sözler yıllardır duymayı beklediğim özürdü.
Ama kırılan güven tek bir cümleyle onarılamazdı.
"Sana zaman lazım." dedim.
"O zamanı sana vereceğim."
Babam sessizce başını salladı.
O gece balo planlandığı gibi devam etti.
Kaan elini uzattı.
"Bu dans annen için."
Gülümsedim.
Elini tuttum.
Müzik başladığında salondaki herkes bize yol verdi.
Dans ederken gözlerim tavandaki ışıklara takıldı.
Çocukken annem bana hep aynı şeyi söylerdi.
"Bir gün ben yanında olamazsam, gökyüzüne bak. Seni izlediğimi anlarsın."
O an sanki bütün salon kaybolmuştu.
Sadece ben, annemin elbisesi ve onun sevgisi vardı.
Şarkı bittiğinde alkış sesleri yükseldi.
Ama bu kez kimse elbiseye bakmıyordu.
Herkes onun temsil ettiği sevgiyi alkışlıyordu.
Birkaç hafta sonra babam Sema'dan ayrıldı.
Boşanma süreci uzun sürmedi.
Evde annemin kaldırılan fotoğrafları yeniden duvarlara asıldı.
Onun dikiş makinesi tamir ettirilip odama konuldu.
Babam bir akşam yanıma gelip küçük, ahşap bir kutu uzattı.
"Annen bunu mezuniyetinden sonra vermemi istemişti."
Kutuyu titreyen ellerimle açtım.
İçinde küçük bir mektup vardı.
"Canım kızım...
Bu elbiseyi giydiğinde belki ben yanında olamayacağım. Ama bil ki seni sevmenin zamanı yoktur. İnsanlar kıyafetlerini, eşyalarını hatta fotoğraflarını çalabilir. Fakat sana verdiğim sevgiyi asla senden alamazlar. Başını her zaman dik tut. Çünkü sen benim en güzel eserimsin."
Mektubu göğsüme bastırıp uzun süre ağladım.
O gece anladım ki Sema elbisemin aynısını yaptırabilmişti.
Ama annemin bana bıraktığı sevgiyi, cesareti ve hatıraları hiçbir zaman kopyalayamamıştı.
İşte bu yüzden, mezuniyet gecesinin gerçek yıldızı elbise değil; bir annenin, ölümün bile silemediği sevgisiydi.
Reklamlar