G-892JKVGF0C

On dört yıldır kayıptı;

Gökhan karanlığa bakarken, bir şeylerin sonsuza dek değiştiğini zaten biliyordu. Aşağı önce iki uzman, sonra Rana girdi. Sessizlik… Saniyeler dakikalara uzadı. Sonra aşağıdan Rana’nın gergin ve titreyen sesi yükseldi: “Kimse aşağı inmesin.” Bu kadarı yetti. Leyla olduğu yere yığıldı. Gökhan’ın bir şey görmesine gerek yoktu. Anlamıştı. Melis kaçmamıştı. Hiç gitmemişti. Bunca zaman oradaydı; bayramları kutladıkları, hayatın hiçbir sorun yokmuş gibi devam ettiği o toprağın tam altındaydı. Kazı iki gün sürdü. Ardından gelen gerçekler kahrediciydi. O giysi Melis’indi. Diğer küçük eşyalar da öyle; Leyla’nın anında tanıdığı şeyler… Ve defterdeki notlar; sıradan, soğuk satırlar, sanki bir rutin notuymuş gibi… Ama çok daha karanlık bir şeyi ele veriyordu.Soruşturma, kimsenin hayal etmeye bile cesaret edemediği şeyi ortaya çıkardı. Melis kaybolduğu gün büyükbabasının evine gitmişti. Sonrasında yaşananlar bir kaza ya da yanlış anlaşılma değildi; planlanmış, kontrol edilmiş ve gizlenmiş bir şeydi. On dört yıl boyunca gerçek, hem fiziksel hem de duygusal olarak toprağa gömülmüştü. Gökhan her şeyi öğrendiğinde fenalaştı. Mert öfkeden kendini kaybetti. Leyla ise sanki artık kendi bedenine ait değilmiş gibi tepkisizce oturdu. “Babam yapamazdı…” diye fısıldadı bir keresinde. Ama devamını getiremedi. Çünkü deliller inkara izin vermiyordu. Takip eden günlerde hatıralar geri döndü; bir zamanlar zararsız görünen küçük detaylar… Kilitli kapılar. Ani öfke patlamaları. Eskiden mantıklı gelmeyen şeyler… Şimdi her şey yerine oturuyordu. Melis aylar sonra nihayet toprağa verildi. Cenaze kalabalıktı ama bu bir inanç gösterisi değil, bir pişmanlık töreniydi. Bir zamanlar varsayımlarda bulunan insanlar şimdi sessizce duruyordu. Gökhan tören boyunca ağlamadı. Daha sonra, mezarlıkta annesinin mezara doğru fısıldadığını duyduğunda ağladı: “
Reklamlar