Köydeki evimde tek başıma yaşıyordum. Eşim yıllar önce vefat etmiş, çocuklarım ise kendi hayatlarını kurmuştu. Oğlum Kerem şehirde bir fabrikada çalışıyor, kızım Derya ise evlenip boşandıktan sonra küçük oğluyla birlikte kirada oturuyordu.
Bir kış sabahı kapım çaldığında ikisini de karşımdaki yolda görünce şaşırdım.
Kerem’in yüzü asıktı.
“Anne, artık şehirde yapamıyoruz,” dedi.
Derya hemen söze girdi.
“Kirayı ödeyemiyoruz. Bir süre yanında kalabilir miyiz?”
Hiç düşünmeden kapıyı sonuna kadar açtım.
“Burası sizin de eviniz,” dedim.
O gün çocuklarım eşyalarıyla birlikte köye yerleşti.
İlk haftalar güzeldi. Akşamları sobanın başında oturuyor, birlikte yemek yiyor, eski günlerden konuşuyorduk. Ev bir anda yeniden çocuk sesleriyle dolmuştu.
Ben mutluydum.
Fakat zaman geçtikçe bazı şeyler değişmeye başladı.
Önce Kerem, evin eski olduğunu söyleyip sürekli tadilat yapılması gerektiğinden bahsetti.
“Anne, bu evin çatısı çok kötü. Bir gün başımıza yıkılacak.”
Ardından Derya mutfağı değiştirmek istedi.
“Şu dolapları söksek daha güzel olur.”
Ben ise sessizce onları dinliyordum.
Bir akşam sofrada Kerem aniden,
“Anne, tapu nerede?” diye sordu.
Elimdeki kaşık havada kaldı.
“Ne yapacaksın tapuyu?”
“Merak ettim sadece.”
“Benim tapum. Neden merak ediyorsun?”
Kerem cevap vermedi.
O geceden sonra davranışları daha da garipleşti.
Bir gün Derya, komşumuz Emine teyze ile konuşurken duyduğum bir cümleyle donakaldım.
“Annem artık bu evde tek başına yaşamamalı. Biz buradayken evi bizim üzerimize geçirsek daha mantıklı.”
Emine teyze şaşkınlıkla,
“Nasıl yani?” diye sordu.
Derya sesini alçalttı.
“Sonuçta biz bakıyoruz ona.”
İçim parçalandı.
Onlara yıllarca ben bakmıştım.
Okula göndermiş, hastalandıklarında başlarında beklemiş, düğünlerinde bütün birikimimi harcamıştım.
Şimdi kendi evimde onların bana baktığını mı duyacaktım?
Yine de kavga çıkarmadım.
Belki maddi sıkıntı onları değiştirmişti.
Belki korkuyorlardı.
Belki de geçici bir dönemdi.
Ama birkaç hafta sonra Kerem önüme bazı belgeler koydu.
“Anne, bunları imzalaman gerekiyor.”
Belgelere baktım.
Evle ilgiliydi.
“Bunlar ne?”
“Evin yönetimiyle ilgili şeyler.”
“Ben imzalamayacağım.”
Kerem’in yüzü bir anda değişti.
“Anne, artık yaşlandın. Bu evin sorumluluğunu bizim almamız lazım.”
İlk defa gözlerimin içine sertçe baktı.
“Ben ölmedim daha,” dedim.
O gece kimse benimle konuşmadı.
Ertesi sabah ise daha büyük bir şok yaşadım.
Derya odama girip,
“Anne, senin için başka bir yer bulduk,” dedi.
“Ne yeri?”
“Köyün diğer tarafında küçük bir ev var. Bir süre orada kalırsın.”
Gülmeye çalıştım ama sesim çıkmadı.
“Beni kendi evimden mi göndereceksiniz?”
Derya gözlerini kaçırdı.
“Anne, yanlış anlıyorsun.”
Tam o sırada Kerem kapıda belirdi.
“Bu evde artık hepimiz rahat yaşamak istiyoruz. Senin ihtiyaçların için başka bir yer daha uygun.”
Başımı kaldırıp oğluma baktım.
“Bu evin temelini babanla birlikte attık,” dedim. “Siz çocukken bu odalarda büyüdünüz. Şimdi bana burada yer olmadığını mı söylüyorsunuz?”
Kerem susuyordu.
O anda yıllardır sakladığım bir gerçeği açıklamanın zamanı geldiğini anladım...
Fotoğrafla ilerleyin detaylar diger sayfda...