HAYATIM BOYUNCA KOCAMI BAKIMEVİNE YERLEŞTİRMEYİ DÜŞÜNECEĞİMİ SANMIŞTIM — AMA KOMODİNDE BULDUĞUM ZARF HER ŞEYİ DEĞİŞTİRDİ…
Bir eş olarak en zor kararımın, kocamın artık evde kalamayacağını kabul etmek olacağını hiç düşünmemiştim.
Fakat yaklaşık iki yıldır Rauf’un bütün ihtiyaçlarını tek başıma karşılamaya çalışınca, artık bedenimin ve ruhumun buna dayanmadığını anlamaya başladım.
Rauf altmış yedinci yaşına kadar son derece hareketli bir adamdı.
Evde ne bozulsa elinden gelirdi.
Ağır mobilyaları bile tek başına taşırdı.
Alışverişten döndüğümüzde ellerim doluysa, poşetleri hemen benden alırdı.
Kendimi onun yanında hep güvende hissetmiştim.
Sonra bir sabah merdivenlerden çıkmakta zorlandığını gördüm.
Sonraki aylarda işler daha da kötüleşti.
Giyinmesine yardım etmeye başladım.
Duşa girerken yanında durdum.
Yemeklerini hazırladım.
Bazen geceleri birkaç kez kalkıp onu kontrol ettim.
Rauf bütün bunlardan rahatsız oluyordu.
Bense ona belli etmemeye çalışıyordum.
Nehir her geldiğinde bana yardım etmek istedi.
Ama onu durduruyordum.
Kızımın kendi çocukları ve işi olduğunu biliyordum.
Arkadaşlarım da bana yalnız olmadığımı söyleyip yardım teklif ettiler.
Fakat ben yardım kabul etmeye başladığım anda, sanki Rauf’a verdiğim sözü yerine getiremiyormuşum gibi hissediyordum.
Bu yüzden herkese aynı şeyi söyledim:
“Biz hallediyoruz.”
Aslında hiçbir şeyi halledemiyorduk.
Uykusuzluktan gözlerim kapanıyor, bazen mutfağa girip neden orada olduğumu unutuyordum.
Kendim için hiçbir şey yapmıyordum.
En kötüsü de Rauf’u birkaç saat yalnız bırakamıyordum.
Sonra o salı günü geldi.
Aşağı katta çamaşırları katlarken üst kattan bir gürültü duydum.
Merdivenleri çıktığımda Rauf yerdeydi.
Ayağa kalkmaya çalışırken düşmüştü.
Onu kaldırmaya çalışırken bir an göz göze geldik.
Yüzünde öylesine derin bir çaresizlik vardı ki, içimde bir şey kırıldı.
“Özür dilerim,” diye fısıldadı.
Oysa özür dilemesi gereken hiçbir şey yoktu.
Bunu ona söyleyip yatağına yatırdım.
Sonra banyoya gidip kapıyı kapattım.
Ağlamaya başladığımda sesimin çıkmasını engellemek için elimle ağzımı kapatmak zorunda kaldım.
O gece Nehir’e her şeyi anlattım.
Ve ilk kez,
“Bence babanın artık profesyonel bakıma ihtiyacı var,” dedim.
Nehir bana kızmadı.
Tam tersine,
“Anne, sen de artık kendini düşünmek zorundasın,” dedi.
Ertesi gün birlikte bir bakımevi araştırdık.
Evimizden çok uzakta olmayan bir yer bulduk.
Gittiğimde şaşırdım.
Temizdi.
Sessizdi.
Çalışanlar güler yüzlüydü.
Rauf’un sevdiği eski filmler için bir salonları bile vardı.
Ama oradan ayrıldıktan sonra ağlamaktan kendimi alamadım.
Çünkü hâlâ kendimi suçlu hissediyordum.
Sonunda odayı kabul ettim.
Fakat Rauf’a bundan söz etmek için cesaret edemedim.
Önce odasını toparlamak istedim.
Sevdiği birkaç eşyayı bulmak için gece komodininin çekmecesini açtım.
Saatini ararken çekmecenin en arkasına sıkışmış eski bir zarf gördüm.
Üzerinde benim adım yazıyordu:
“Aysel.”
Altında ise şu cümle vardı:
“Bunu yalnızca bir gün benim bakımımı artık üstlenemediğinde aç.”
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
Zarf yıllardır orada duruyor gibiydi.
Rauf’un hastalığı başlamadan çok önce.
Yani o, benim henüz farkında bile olmadığım bir geleceği önden hesaplamıştı.
Mektubu açtığımda ilk satır beni olduğum yere çiviledi.
Bana, onu yalnız bırakmaktan korkmamam gerektiğini anlatıyordu.
Ama birkaç sayfa sonra yazdıkları bambaşka bir anlam kazandı.
Çünkü mektubun altında, dikkatlice katlanmış başka bir belge vardı.
Bu kez sıradan bir kâğıt değildi.
Üzerinde tarihler, imzalar ve benim adım bulunuyordu.. Detaylar yorumda ⬇️