Tedavi kolay olmadı.
İyi günler oldu.
Çok kötü günler de.
Sonra bir sabah hastanede doktor, son taramaların öncekilere göre çok daha iyi olduğunu söyledi.
Hastalık tamamen bitmemişti.
Ama tedaviye cevap veriyordu.
Beliz elimi tuttu.
Parmakları zayıftı.
Ama sıcaktı.
Arabaya dönerken Duru arka koltuktan bize seslendi.
“Baba?”
“Efendim?”
“Artık o adam geceleri gelmeyecek mi?”
Dikiz aynasından ona baktım.
Gülümsüyordu.
“Umarım gelmesine gerek kalmaz.”
Duru başını pencereye yasladı.
Sonra çocukların bazen yetişkinlerden daha doğru cümleler kurabildiği o garip anlardan birinde şöyle dedi:
“Bence annem bir daha üzgünken gözlerini kapatmamalı.”
Beliz bana baktı.
Ben de ona.
Elini tuttum.
“Hayır,” dedim.
“Bir daha hiçbirimiz gözlerimizi kapatmayacağız.”
O gece yatak odasının kapısını ilk kez tamamen açık bıraktık.
Çünkü o evde bizi birbirimizden koruyan şeyin sırlar değil, gerçeği birlikte taşıyabilmek olduğunu sonunda anlamıştık.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.