Gözleri üzerimde dolaşırken, bakışlarındaki yoğunluk nefesimi keserdi. Bana yaklaşır, parmak uçları boynumun kenarından omzuma doğru usulca kayardı.
Tenimin alev aldığını hissederdim ama aynı zamanda içimde düğümlenen o büyük sorunun ağırlığıyla sarsılırdım: Bu gece yine mi aynısı olacaktı?
“Bana söz vermiştin Leyla,” derdi fısıltıyla. Sesi öyle derinden ve öyle talepkâr gelirdi ki, reddetmek mümkün olmazdı. “Her şeyi geride bırakacaksın. Zihnindeki tüm kilitleri açacaksın.”
Her gece benden bunları istiyordu; sınırları zorlayan, beni benliğimin en savunmasız, en gizli köşelerine kadar soyan o ritüelleri. Başlarda bunun sıradan bir arzu oyunu, evliliğimizin beşinci yılında kaybettiğimiz o taze kıvılcımı yeniden yakalama çabası olduğunu sanmıştım.
Fakat günler geçtikçe bu istekler öyle bir hal almıştı ki, gün boyu zihnim sadece geceye kilitlenir olmuştu. İşteyken bile aklıma gelen tek bir bakışı, ellerimin titremesine, kalbimin sebepsizce hızlanmasına yetiyordu. Ne yapmam gerektiğini, bu fırtınanın bizi nereye sürüklediğini kestiremiyordum.