Günler, konağın taş zeminlerini ovmak, bakır kazanlarda reçeller kaynatmak ve ipek çarşafları havalandırmakla geçti. Ancak ne iş yaparsak yapalım, aklımız hep o akşamın geleceği andaydı. Devran Ağa, gün boyu tarlaları ve atları denetler, akşamları ise geniş sedirinde oturup ikimizi de dikkatle süzerdi.
Bakışları sertti ama derinlerinde yakıcı bir köz parıldardı. O köz, dokunduğu yeri kavuracak cinstendi. Bir keresinde su testisini ona uzatırken parmak uçlarım parmaklarına değmiş, teninden yayılan o sıcaklık günlerce boynumda, göğsümde dolaşmıştı.