*1. BÖLÜM*
*Gelin, düğün gecesi çığlık attı. Kayınvalidesi odaya koşarak girdiğinde onu yerde titrer halde buldu. Oğlu ise fısıldıyordu: “Bunun bedelini ödemeliydi.”*
“Anne... Ben bu adamın karısı olamam.”
*Kübra, kırışmış gelinliğiyle yerde uzanırken, nefesi düzensiz, gözleri ise **Gül*’ün daha önce hiçbir yeni gelinde görmediği kadar büyük bir korkuyla doluydu.
Sadece bir saat önce, *Çınar Bahçeleri*'ndeki evin bahçesi hâlâ beyaz çiçeklerin, bademli pastanın ve pahalı tekilanın kokusunu taşıyordu.
Ağaçlara asılan ışıklar gökyüzünden sarkmış yıldızlar gibi parlıyordu.
Kuzenler hâlâ garajda kahkahalar atıyor, son misafirler de aileyi “kusursuz düğün” için tebrik ederek evden ayrılıyordu.
*Gül*, o günü yıllardır bekliyordu.
*Kaan*, onun tek oğluydu.
Gururu, göz bebeğiydi.
Üniversitede inşaat mühendisliği bursu kazanmış, ardından büyük bir inşaat şirketinde işe girmişti.
Her zaman ciddi, çalışkan ve saygılı bir çocuk olmuştu.
İki yıl önce *Kübra*'yı eve getirdiğinde, Gül sanki Allah'ın ona hiç sahip olamadığı kız evladını verdiğini hissetmişti.
Kübra kimseyi etkilemeye çalışmıyordu.
Sade bir bluz, utangaç bir gülümseme ve yardım etmeye hazır ellerle gelmişti.
Teyzeler sessizce onun hakkında fısıldaşırken, Kübra kimse söylemeden kollarını sıvayıp bulaşıkları yıkamaya başlamıştı.
O günden sonra Gül pazara her gittiğinde onun için tatlı çörek alıyor, her pazar en sevdiği yemeği hazırlıyor ve farkına bile varmadan ona “kızım” diye hitap ediyordu.
İşte bu yüzden, o gece duyduğu çığlık yüreğini durduracak gibi olmuştu.
Çığlık yeni evlilerin odasından geliyordu.
Bu sıradan bir şaşkınlık çığlığı değildi.
İnsanın ciğerlerinden nefesi sökülüp alınmış gibi çıkan, çaresizlik dolu bir haykırıştı.
*Rıza*, yatağında doğruldu.
“Sen de duydun mu?”
Gül çoktan ayağa kalkmıştı.
“Bu Kübra'nın sesiydi.”
Yalın ayak koridora koştu.
Düğünden sonra evde kalan kayınbiraderi *Faruk* da bembeyaz kesilmiş yüzüyle merdivenlerden yukarı çıkıyordu.
“Ne oldu?”
Gül cevap vermedi.
İki yumruğuyla kapıya vurmaya başladı.
“Kaan! Kübra! Kapıyı açın!”
Cevap gelmedi.
Daha sert vurdu.
“Oğlum! Kapıyı aç!”
Odanın içinden tek bir ses bile duyulmuyordu.
Ne ayak sesi...
Ne ağlama...
Ne de bir açıklama...
Rıza, Gül'ü nazikçe kenara çekti ve kapıya tekme attı.
Kapı açıldığında gördükleri, bir düğün gecesine hiç benzemiyordu.
Yatak hiç kullanılmamıştı.
Çarşafların üzerindeki çiçek yaprakları bile yerinden oynamamıştı.
Şampanya kadehleri hâlâ doluydu.
Ama Kübra odanın köşesinde duvara yaslanmış halde göğsünü sımsıkı tutuyor, sanki korkunç bir şeyden yeni kurtulmuş gibi titriyordu.
Kaan ise odanın diğer tarafında yere oturmuştu.
Gömleğinin düğmeleri açıktı.
Yüzü ter içindeydi.
Gözleri bomboş bakıyordu.
Gül dizlerinin üzerine çöktü.
“Kızım... Ne oldu? Bana söyle.”
Kübra irkilerek geri çekildi.
“Yaklaşmayın... Lütfen...”
“Benim kızım... Ben Gül. Artık senin annenim.”
Kübra ona baktı.
Dudakları kontrolsüzce titriyordu.
“Anne... Ben onun karısı olamam. Bu adam... Bu adam benden nefret ediyor.”
Odanın üzerine taş gibi ağır bir sessizlik çöktü.
Rıza oğluna döndü.
“Ona ne yaptın?”
Kaan ağzını açtı.
Ama tek kelime bile söyleyemedi.
Sonra ağlamaya başladı.
Bir yetişkin gibi değil...
Yalanların içinde sıkışıp kalmış küçük bir çocuk gibi...
“Ben... Böyle olacağını düşünmemiştim.” diye fısıldadı sonunda.
“Çığlık atacağını hiç tahmin etmedim.”
Gül'ün yüzündeki bütün kan çekildi.
“Ne demek böyle olacağını düşünmedin?”
Kaan iki eliyle yüzünü kapattı.
“Sadece... Korkmasını istedim.”
Kübra yeniden hıçkırıklara boğuldu.
Faruk, onu misafir odasına götürmeyi önerdi.
Rıza ayağa kalkmasına yardım etti.
Kübra, arkasına bile bakmadan koridorda yürüdü.
Gelinliği yerde sürükleniyordu.
Gül ise oğlunun karşısında dimdik duruyordu.
“Kaan... Bana bak.”
Kaan başını kaldırmadı.
“Anne... Şimdi sorma.”
“Hayır. Şimdi soruyorum.”
Kaan güçlükle yutkundu.
Gözleri hem öfke hem de utançla kıpkırmızıydı.
“Bunun bedelini ödemeliydi.”
Gül, sanki dünya ayaklarının altından kayıp gitmiş gibi hissetti.
“Neyin bedelini?”
Kaan, biraz önce götürülen, henüz on iki saat bile evli olmadığı karısının arkasından baktı ve Gül'ün hayatında ondan hiç duymadığı kadar soğuk bir sesle konuştu:
“*Bahar*'a yaptıklarının.”
İşte o anda Gül gerçeği anladı.
Oğlunun düğünü hiçbir zaman bir kutlama olmamıştı.
Çiçeklerin, müziklerin ve duaların ardına ustalıkla gizlenmiş bir tuzaktı.
Ve asıl korkunç olanlar daha yeni başlıyordu.