Müstakbel gelinimin gelin hamamı ve bekarlığa veda partisinde, sıradan bir tanışma faslı ve nazik gülümsemeler bekliyordum. Oğlumun evlenmek üzere olduğu kadını gerçekten tanıyıp tanımadığını sorgulayarak oradan ayrılacağımı ise hiç tahmin etmemiştim. Deniz sekiz yaşındayken babası vefat etti. Bir gün eş ve anneydim, ertesi gün ise evde ışıkları yanık tutmaya ve oğlumun karnını doyurmaya çalışan bir dul kalmıştım. Bulabildiğim ilk düzenli işe girdim: Temizlik işçiliği. Okullar, ofis binaları, klinikler... Yerlerin ovulması ve çöplerin boşaltılması gereken her yer benim iş sahamdı. Altı ay önce beni arayıp "Anne, Esra’ya evlenme teklif edeceğim," dediğinde, bir kova yer temizleyicinin başında oracıkta ağlamıştım. Esra bana karşı her zaman nazikti. Ama asla samimi değildiSürekli "hayatta ne zaman yükseleceğime" dair iğneleyici laflar eder, benden çok daha üstün olduğunu açıkça belli ederdi. Ama aile ilişkileri karmaşıktır; gelin hamamı davetiyesi aldığımda, aramızdaki sorunları aşabileceğimizi düşünmüştüm. O davetiyeyi açtığım an, bu davetten şüphelenmeliydim. Esra, uçuk pembe elbisesiyle balonlu bir süslemenin yanında duruyordu. Bana baktı, yarım saniye gülümsedi ve "Gelebilmişsin," dedi. Elimdeki hediye paketini uzatarak, "Kaçırmazdım," dedim. Paketi iki parmağıyla tutarak aldı. "Şuraya bırakıver." Ne bir sarılma, ne bir teşekkür, ne de "Çok şık olmuşsun," cümlesi... Hiçbiri yoktu. Sonra Esra ayağa kalktı ve ellerini çırptı. "