Defne de utangaçça başını eğdi.
"Baran amca bana hiç vurmadı. Sadece bazen kızıyordu. Ben de kötü davranıyor sanıyordum."
İçimdeki son düğüm de çözülmüştü.
Baran'ın gözleri dolmuştu.
"Kararı sen vereceksin."
Derin bir nefes aldım.
Sonra Defne'nin elini tuttum.
"Haydi."
"Nereye?"
"Düğünümüze."
Salona geri döndüğümüzde içeride ölüm sessizliği vardı.
İki yüz davetli ayağa kalkmış bizi izliyordu.
Nikâh memuru bile şaşkınlıkla bekliyordu.
Mikrofonu elime aldım.
"Hepinizden özür diliyorum. Birkaç dakika önce geçmişimle yüzleştim. Bugün yalnızca evlenmiyorum; yıllardır taşıdığım büyük bir yükü de geride bırakıyorum."
Salondaki herkes sessizce alkışlamaya başladı.
Baran yanıma geldi.
Nikâh memuru gülümseyerek törene kaldığı yerden devam etti.
"Baran, onu eş olarak kabul ediyor musunuz?"
"Ömrüm boyunca."
Sıra bana geldi.
Bu kez hiç tereddüt etmedim.
"Evet."
Defne sevinçle alkışlamaya başladı.
Yıllarca peluş tavşanının içinde saklanan sır, bizi birbirimizden ayırmak yerine gerçeklerle yüzleştirmişti. O gün anladım ki bazen en ağır yük, söylenmeyen gerçeklerdir; en büyük huzur ise sonunda gerçeğin cesaretle dile getirildiği anda başlar