Tıpkı çocukluğumuzda düştüğümde dizlerimi temizlediği gibi, bana şefkatle bakıyordu. “Hadi güzelim,” dedi fısıltıyla. “Gidiyoruz. Sen bu soytarıya layık olamayacak kadar değerlisin.”
Annem de yerinden kalkıp gurur dolu adımlarla yanımıza geldi. Salondaki 120 kişinin şaşkın bakışları arasında, Emre’nin o çaresiz küfürlerini ve bağırışlarını arkamızda bırakarak, başımız dik bir şekilde o kapıdan çıkıp gittik. Biz çıkarken, misafirlerin birçoğu da yerlerinden kalkıp salonu terk etmeye başlamıştı bile.