Albümü hemen kapattı.
“Kimse.”
Ama Cemal fotoğrafı çoktan görmüştü.
“Kim bu?”
Nergis ayağa kalktı.
“Eski bir fotoğraf.”
Deniz annesine bakarak sakin bir sesle söyledi:
“Onun adı da Deniz.”
Odadaki hava bir anda değişti.
Cemal donup kaldı.
Nergis çocuğuna baktı.
“Bunu sana kim söyledi?”
Deniz omuzlarını kaldırdı.
“Bilmiyorum.”
Nergis ağlamaya başladı.
O gece yıllardır sakladığı gerçeği kocasına anlattı.
Fotoğraftaki çocuk onun ağabeyiydi.
Adı Deniz’di.
Nergis altı yaşındayken ailesiyle birlikte deniz kenarında tatil yapmışlardı. Bir gün küçük Nergis akıntıya kapılmıştı.
On iki yaşındaki ağabeyi onu kurtarmak için suya atlamıştı.
Nergis kurtulmuştu.
Ağabeyi ise geri dönememişti.
Ailesi yaşananları yıllarca konuşmamış, Deniz’in fotoğraflarını bile ortadan kaldırmıştı. Nergis büyüdükçe anılarının çoğunu bastırmıştı.
Fakat hamileliğin son aylarında sürekli aynı rüyayı görmeye başlamıştı.
Rüyasında ağabeyi kıyıda duruyor ve ona şöyle diyordu:
“Bu kez seni yalnız bırakmayacağım.”
Cemal sessizce dinledi.
“Bu yüzden bebeğe Deniz adını verdin.”
Nergis başını salladı.
“Evet.”Deniz’in fotoğraftaki çocuğun adını nasıl bildiğini ise hiçbir zaman açıklayamadılar.
Yıllar geçti.
On kardeş birlikte büyüdü.
Deniz üstün zekâlı bir çocuk oldu ama ailesi onu hiçbir zaman diğerlerinden daha değerli görmedi. Nergis özellikle buna dikkat etti.
Çünkü zamanla çok önemli bir şeyi anlamıştı.
Deniz’in farklı olması onun daha fazla sevilmesi gerektiği anlamına gelmiyordu.
Her çocuğun kendine ait bir hikâyesi vardı.
Biri çok iyi resim yapıyordu, biri insanları güldürüyordu, biri hayvanlara karşı inanılmaz şefkatliydi. Deniz ise ailesine yıllarca unutmaya çalıştıkları bir şeyi hatırlatmıştı.
Sevginin bazen tamamen kaybolmadığını.
Bir gün on çocuk annelerinin etrafında otururken Deniz eski albümü yeniden açtı.
Çocukluk fotoğrafını buldu.